Varlık Yönetim Şirketlerinin Süresiz Olarak Harç Muafiyetine İlişkin Kanun Hükmü Eşitlik İlkesine Aykırılık Sebebiyle İptal Edildi
05.06.2024 tarihli ve 32567 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 01.02.2024 tarihli ve 2023/110 E.-2024/35 K. Sayılı karar, varlık yönetim şirketlerinin 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca öngörülen harçlardan süresiz olarak muaf olmasına ilişkin kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline ilişkindir.
İtiraza konu hüküm, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Varlık yönetim şirketi” başlıklı 143.maddesinin 6.fıkrası olup ilgili hüküm şu şekildedir:
“Bu Kanun kapsamında kurulan varlık yönetim şirketleri ile 4743 sayılı Malî Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 3 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca Kurulun çıkarmış olduğu yönetmelik kapsamında kurulan varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemler ve bununla ilgili olarak düzenlenen kâğıtlar, (…) 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre ödenecek damga vergisinden, 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan, (…) kaynak kullanımını destekleme fonuna yapılacak kesintilerden ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 39 uncu maddesi hükmünden istisnadır.”
Yukarıda yer verilen ve itiraza konu olan kanun hükmü ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında kurulan varlık yönetim şirketlerinin yanı sıra BDDK tarafından çıkarılan yönetmelik kapsamında kurulan varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemlerin ve bununla ilgili olarak düzenlenen kâğıtların;
- 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na göre ödenecek damga vergisinden,
- 492 sayılı Harçlar Kanunu’na göre ödenecek harçlardan,
- Kaynak kullanımını destekleme fonuna yapılacak kesintilerden,
- 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 39. maddesi hükmünden istisna tutulmasını öngörmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinde görülmekte olan alacak davasında, davacı varlık yönetim şirketinin kendisi adına tahakkuk ettirilen harçtan istisna tutulduğu anlaşılmıştır.
Başvuru kararında ise varlık yönetim şirketlerine beş yıl süre ile tanınmış olan harç muafiyetinin sınırsız hâle getirilmesinin bu şirketlere imtiyaz tanınması anlamına geldiği, bu durumun kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, hukuk devleti ilkesi ile de bağdaşmadığı belirtilerek itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesi ile düzenlenen eşitlik ilkesi uyarınca bir kuralın eşitlik ilkesini ihlal ettiği yönündeki değerlendirmelerde anayasallık denetimin aynı ya da benzer durumlardaki kişilere farklı muamele mevcut olup olmadığı tespit edilmelidir.
Nitekim 492 Harçlar Kanunu’nda belirtilen ve harca tabi kılınan kamu hizmetlerinden tüm teşebbüslerin yararlandığı kuşkusuz olup harca tabi kılınan kamu hizmetlerinden yararlanmak bakımından varlık yönetim şirketleri ile diğer teşebbüslerin aynı statüde bulunduğu açıktır. Dolayısıyla varlık yönetim şirketleri ile diğer teşebbüslerin harca tabi kamu hizmetlerinden yararlanmak bakımından durumlarının aynı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna karşın itiraz konusu kural ile varlık yönetim şirketlerini Harçlar Kanunu’na göre alınan harçlardan muaf tutmak suretiyle bu şirketlerin diğer teşebbüslerden farklı muamele görmesine yol açılmıştır. Zira varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemlerin ve bunlarla ilgili düzenlenen kâğıtların ödenecek harçlardan süresiz olarak istisna tutulmuş olması varlık yönetim şirketleri lehine, diğer teşebbüsler aleyhine önemli bir avantaj teşkil etmektedir. Bu avantaj varlık yönetim şirketleri bakımından giderlerinin azaltılması suretiyle kâr oranlarının artması anlamına gelmektedir. Bu durum ise ticari hayatta kârlılık esasına göre faaliyet gösteren teşebbüsler arasında varlık yönetim şirketleri lehine süreklilik arz eden bir farklılığın orantılı olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu sebeple 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 143. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “…492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan, …” ibaresinin Anayasa’nın 10. Ve 73.maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle İPTALİNE hükmedilmiştir.
Aynı Davada Birden Fazla Kişiyi Temsil Eden Avukatın, Her Bir Kişi İçin Temyiz Harcı Yatırması Gerekir
Harçlar Kanunun 32. Maddesi “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılamaz…” şeklinde hüküm kurarak, bir işlem için hiç yatırılmayan veya eksik yatırılan harçların bulunması durumunda o işlemin yapılamayacağını belirtmiştir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 30.12.2020 tarihinde vermiş olduğu 2019/6685 E. ve 2020/7891 K. sayılı kararında “Temyiz harç ve giderlerinin eksik ödenmiş veya hiç ödenmemiş olduğunun sonradan anlaşılmış bulunması hâlinde, Harçlar Kanunu’nun 32. maddesine göre müteakip işlemler yapılmaz. Karar veren Hâkim tarafından yedi günlük kesin süre tanınarak, bu süre içerisinde tamamlanması veya ödenmesi, aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı temyiz edene yöntemince ve yazılı olarak bildirilir. Ancak temyiz harcının mahkeme kalemince hesaplanıp temyiz edenden istendiği hâlde süresinde ödenmediği belgelendirilmiş ise temyiz isteğinin reddi gerekir.
Eldeki davada ise, yukarıda sözü edilen Yasa ve İçtihadı Birleştirme Kararı hükmüne aykırı olarak hükmü temyiz eden davalılar vekili tarafından her iki davalı adına da temyiz dilekçesinin verildiği sırada ve yasal temyiz süresi içerisinde, aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayan her bir davalı adına ayrı ayrı temyiz karar harcı ile başvuru harcı alınması gerekirken, sadece tek harç alındığı, bu haliyle gerekli harç ve giderlerin tamamının ödenmediği anlaşılmaktadır.” şeklinde hüküm kurarak; Aynı dosyada birden fazla davalıyı temsil eden avukat, tek dilekçe ile davalılar adına temyiz isteminde bulunsa bile aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayan her bir davalı adına ayrı ayrı temyiz harcı yatırması gerekeceğini belirtmiştir.
