Sözleşmeye KDV Hariç Yazılmamışsa; KDV Ücrete Dahil Kabul Edilir.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 26. Maddesi, tarafların bir sözleşme düzenleyecekleri zaman bunu serbestçe özgür bir şekilde düzenleyebileceklerini düzenlemiş, ancak bu özgürlüğün kanuni sınıra uygun olması gerektiğini şerhini koymuştur.
Buna göre sözleşmenin tarafları sözleşmenin içeriğini istedikleri şekilde belirleyebilmekte, bazı hususları düzenleyip bazı hususları düzenlememe yoluna gidebilmektedir.
Sözleşmesel serbestliğin ise belki de en büyük sakıncası tarafların üzerinde açıkça anlaşamaya varamadığı hususların nasıl çözüleceğidir. Bu konuda kanunun tamamlayıcı ve yorumlayıcı maddeleri ortaya çıkan belirsizliklerin gidermeyi hedeflemiştir. Lakin ilgili maddelerin ortaya çıkabilecek her somut olayı düzenleyemeyeceği ortadadır. Bu bakımdan da mahkeme kararları uygulanması gereken yolu göstermektedir.
Bu yazıya konu husus ise tarafların sözleşmede yapacakları düzenlemede KDV’nin ücrete dahil olup olmadığı konusundadır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 30.06.2020 Tarihinde vermiş olduğu 2017/8393 E. ve 2020/5525 K. sayılı kararında “KDV Kanununun 8. maddesine göre vergi mükellefinin mal ve ya hizmeti sağlayan kişi olması karşısında sözleşmenin ücrete ilişkin 2.maddesinde belirlenen miktarların KDV dahil olarak belirlenmiş olduğunun kabulü gerekir. Sözleşmenin 5. maddesinde vekil edilenlere ait olduğu belirtilen vergi, resim ve harç gibi giderlerin işin yapılması için gerekli olan giderler olduğu açıkça belirtilmiş olduğundan sözleşmenin bu hükmünden de ücretin KDV hariç belirlendiği sonucunu çıkarmak mümkün değildir.” şeklinde hüküm kurarak Sözleşmeye KDV Hariç Yazılmamışsa; KDV’nin Ücrete Dahil Kabul Edileceğini belirmiştir.
İşçilik Alacaklarının Tahsili İstemi – İhbar Tazminatı – Bakiye Süre Ücreti
Davacının Davalıya Ait İşyerinde 5580 S.K. Uyarınca Düzenlenen ve Takip Eden Belirli Süreli İş Sözleşmeleri İle Çalıştığı/İş Akdi İşverence Haklı Bir Neden Olmadan Sonlandırıldığından Kıdem Tazminatı Talebi Kabulü İsabetli İse de Davacının İş Sözleşmesi Kanun Gereği Belirli Süreli Olduğundan İş Kanunu’nun 17. Maddesindeki Koşulların Oluşmadığının Anlaşılmasına Göre İhbar Tazminatı Talebinin Reddine Karar Verilmesi Gerektiği
T.C.
YARGITAY
22. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/23168
K. 2019/14776
T. 2.7.2019
ÖZET : Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı, davalıya ait işyerinde, 5580 Sayılı Kanuna göre düzenlenen takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri ile çalıştığından ve iş akdi işverence haklı bir neden olmadan sonlandırıldığından kıdem tazminatı talebi kabulü isabetli ise de; davacının iş sözleşmesi kanun gereği belirli süreli olduğundan, İş Kanunu’nun 17. maddesindeki koşulların oluşmadığının anlaşılmasına göre ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmelidir.
Taraflarca sunulan ve yürürlüğe girmeden önce iş akdinin feshedilmesi nedeniyle geçerlilik kazanmayan sözleşmeye istinaden hak talep edilemeyeceğinden, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bildirilen ve taraflar arasında geçerliliğini koruyan sözleşme esas alınarak, iş sözleşmesinin sona erme tarihine kadar bakiye süre ücretinin hesaplanması, bu tarihe kadar davacının başka işte çalışarak elde ettiği kazançlar mahsup edilerek bakiye alacak kalması halinde, davacı lehine bakiye süre ücretine hükmedilmesi gerekir.
Mahkemece davacıya iş sözleşmesinin feshi tarihi ve öncesi ne kadar ücret ödendiğinin açıklattırılması, ödenen ücretin miktarı konusunda davacının banka hesap dökümleri, davalı işyeri kayıtlarının incelenmesi ve gerekir ise emsal ücret araştırması yapılarak belirlenecek ücret miktarı üzerinden, kazanılmış hak ilkesi de gözetilerek gerek bakiye süre ücreti gerekse diğer talep konusu alacaklar hesaplattırılarak bir hüküm kurulması gerekir iken aksi düşünce ile yazılı şekilde verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Bakiye süre ücretinin talep edilebilmesi için iş sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi niteliği taşıması zorunludur.
Belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasının şartları ise 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde belirlenmiştir.
Türk hukuk mevzuatında, belirli iş sözleşmelerinin yapılmasını zorunlu kılan veya buna imkan sağlayan düzenlemeler de bulunmaktadır. Örneğin, 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasına göre, kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olmak üzere belirli süreli yapılır. Böylece, iş sözleşmesinin özel okul öğretmenler, müdür ve diğer yöneticileri ile yapılacak iş sözleşmelerinin belirli süreli olması ve bir yıldan az süreli olmaması zorunludur.
Somut uyuşmazlıkta; davacı, davalıya ait iş yerinde, takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri ile çalıştığından ve iş akdi işverence haklı bir neden olmadan sonlandırıldığından kıdem tazminatı talebi kabulü isabetli ise de; yukarıda ayrıntılı bir biçimde açıklandığı üzere davacının iş sözleşmesi kanun gereği belirli süreli olduğundan, İş Kanunu’nun 17. maddesindeki koşulların oluşmadığının anlaşılmasına göre ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmelidir.
Somut olayda, davacı iddiasına göre 30/06/2013-30/06/2015 dönemi için davalı iddiasına göre ise 30/06/2013-30/06/2014 dönemi için taraflar arasında sözleşme imzalandığı iddia edilmiş ise de davalı işyerinde biyoloji öğretmeni olarak çalışan davacı ile davalı arasında 19/11/2012-19/11/2013 dönemini kapsayacak şekilde imzalanarak İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bildirilmiş olan ve geçerliliğini halen sürdüren bir sözleşme bulunmaktadır.
Taraflar arasında sonradan imzalandığı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bildirilmediği anlaşılan, başlangıç tarihinin 30/06/2013 olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmayan sözleşmeler yürürlüğe girmeden önce davacının iş akdinin 27/06/2013 tarihinde işverence fiilen sona erdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Bu hale göre, taraflarca sunulan ve yürürlüğe girmeden önce iş akdinin feshedilmesi nedeniyle geçerlilik kazanmayan sözleşmeye istinaden hak talep edilemeyeceğinden, taraflar arasında geçerliliğini koruyan 19/11/2012-19/11/2013 süreli sözleşme esas alınarak, iş sözleşmesinin sona erme tarihi olan 19/11/2013 tarihine kadar bakiye süre ücretinin hesaplanması, bu tarihe kadar davacının başka işte çalışarak elde ettiği kazançlar mahsup edilerek bakiye alacak kalması halinde, davacı lehine bakiye süre ücretine hükmedilmesi gerekir.
Öte yandan, davacı dava dilekçesinde yeni imzalanan sözleşmede ücretinin 2.000,00 TL olarak kararlaştırıldığını iddia etmekle birlikte bu sözleşme yürürlüğe girmeden iş akdi sona erdiğinden, sözleşmenin feshi öncesi ne kadar ücret ödendiği konusunda açıklık da getirilmediğinden, Mahkemece davacıya iş sözleşmesinin feshi tarihi ve öncesi ne kadar ücret ödendiğinin açıklattırılması, ödenen ücretin miktarı konusunda davacının banka hesap dökümleri, davalı işyeri kayıtlarının incelenmesi ve gerekir ise emsal ücret araştırması yapılarak belirlenecek ücret miktarı üzerinden, kazanılmış hak ilkesi de gözetilerek gerek bakiye süre ücreti gerekse diğer talep konusu alacaklar hesaplattırılarak bir hüküm kurulması gerekir iken aksi düşünce ile yazılı şekilde verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 02.07.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Müvekkil- Vekil İlişkilerinde Yapılan Vekalet Sözleşmesinde Yazılılık Şartının Bulunmaması
vekkil Vekil ile müvekkil arasında yapılan vekalet sözleşmelerinin noter huzurunda düzenlenmesi ve yazılı yapılması sanılanın aksine gerekli bir şart değildir Yargıtay 3. Ceza dairesinin 2014/9218 Esas ve 2014/9218 Sayılı kararında bu husus açık bir şekilde belirtilmiştir.
Borçlar Kanundaki temsile ilişkin hükümler bakımından kurulacak vekalet sözleşmelerinde yazılılık şartı aranmadığı da dikkate alınacak olursa, vekil ile müvekkil arasında yapılacak olan vekalet sözleşmelerinde yazılılık şartının aranmadığı belirtilen numaralı Yargıtay kararında şu şekildedir;
“Kanunda vekilin ve müdafinin vekaletname ibrası hakkında bir düzenleme yapılmadığını, sanık tarafından iradi olarak tayin edilen vekilin veya müdafinin Avukatlık Kanunu kapsamında iradi vekalet ilişkisine (avukatlık sözleşmesine) dayalı olarak temsil görevini üstlendiği, Avukatlık Kanununun 16. Maddesinde 4667 sayılı yasayla yapılan değişiklik sonrasında avukatlık (vekâlet) sözleşmesinin yazılı olmasının şart olmadığı, tarafların iradelerinin uyuşması halinde vekalet sözleşmesinin kurulacağı, dolayısıyla tarafların bu yöndeki iradelerini usulünce açıkladıkları hallerde yazılı belge aranmayacağı, sanığın avukatı olarak duruşmalara giren Av….’e yönelik sanığın herhangi bir itirazının bulunmadığı vekili olarak kabul ettiği anlaşılmakla, tebliğnamedeki onama düşüncesine iştirak edilememiştir.
Kendisine vekille temsil ettiren beraat eden sanık lehine, hazine aleyhine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5 maddesine göre vekalet ücretine hükmedilmemesi, bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün … BOZULMASINA Ancak bu husus yeniden yargılamaya gerektirmediğinden … “Beraat eden sanık kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre hesaplanan … tutarın hazinden alınarak sanığa verilmesine” şeklinde ibarenin eklenmesine, diğer yönlerden aynı bırakılarak hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA karar verilmiştir.”
