T.C
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2011/15315
KARAR NO : 2012/5837
KARAR TARİHİ : 8.3.2012
T.C
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2011/15315
KARAR NO : 2012/5837
KARAR TARİHİ : 8.3.2012
DAVA: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davacı, davalı gerçek şahısların işlettiği ve davalı şirkete ait olan otel ve restoran işletmesine toplam 10.000 pound ödeyerek mülküyle birlikte ortak olduğunu, daha sonra ortaklık işlemlerinin tamamlanmasını istediğinde, davalılar tarafından tehdit edilip dövüldüğünü, Marmaris C.Başsavcılığı’nın 2009/7109 hazırlık sayılı dosyasında soruşturmanın devam ettiğini, aslında mülkün bir başkasına ait olup işletmesinin şirkete ait olduğunu öğrendiğini belirterek davalılara ödediği 10.000 poundun fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiştir.
Davalılar, Kenan’a husumet düşmeyeceğini zira anlaşmanın davalı Feremez ile davacı arasında olduğunu, 10.000 pound karşılığı olmak üzere demirbaşlar hariç işletmenin 01.05.2009 ila 01.11.2009 tarihleri arasındaki kârına ortak olması konusunda anlaştıklarını, davacının 5.000 pound elden, kalanını banka havalesi olmak üzere 10.000 pound ödediğini ve böylece işletmenin belirtilen süreler içerisinde kâr ve zararına % 12,5 oranında adi ortak olduğunu, şirkete ortak olarak alınmadığını, işletmenin kar-zarar durumunu da davacının çok iyi bildiğini, zarar etmelerine rağmen davalı Feremez tarafından davacıya elden 6.000.TL kar payı ödemesi yapıldığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının işletmenin 2009 sezonundaki kâr ve zararına ortak olduğu, bu dönemde şirketin zarar ettiği, davacıya ödenecek bir kâr payı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının, davalılardan Feremez dışındaki davalılara yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı ile davalılardan F….. arasında adi ortaklık kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Borçlar Kanunun 521. maddesi hükmüne göre, ortaklar her türlü nakit, alacak veya haklarını sermaye payı olarak koyabilirler. Davacı, adi ortaklık için koyduğu katkı payını istediğine göre, bu istek aynı zamanda adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi isteğini de kapsar. Bu nedenle adi ortaklığın mahkemece tasfiye edilmesi gerekir. Ortaklığın zarar ettiği anlaşıldığına göre davacı ancak ortaklığa koyduğu sermayeyi davalı F….’den talep edebilir. Davacının, ortaklığa 10.000 pound nakit sermaye koyduğu davalı tarafından ikrar edilmiştir. Davalı F………., gerek bu davaya verdiği beyanında ve gerekse ceza dosyasındaki beyanında davacıya 6.000 TL ödeme yaptığını, kalan 7.000 poundu da bir sonraki yıl çek olarak ödeyeceğini bildirmiş olmakla bu ödemelerin yapıldığını ispat yükü davalıdadır. Davalı, TMK.’nun 6. ve HUMK.’nun 288. maddeleri gereğince ödeme olgusunu yasal delillerle ispat etmelidir. Uyuşmazlığın niteliği ve miktarı gözetilerek olayda tanık dinlenilmesi de mümkün değildir. Davalı, ödeme olgusunu ibraz ettiği delillerle kanıtlayamamıştır. Ne var ki, cevap dilekçesinde her türlü yasal delil demek suretiyle yemin deliline dayandığı anlaşıldığından davalı Feremez’e yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenle davacının davalı F….. dışındaki davalılara yönelik temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte belirtilen nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 08.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
2-Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kararlaştırılan tarihte yüklenici imara, projeye ve sözleşmeye uygun bir edayı gerçekleştirmesi gerekmektedir. Eksik ve ayıplı imalat bulunan bir inşaatı arsa sahibi teslim almaya zorlanamaz.
Somut olayda arsa sahibi 23.01.2012 tarihli cevabi ihtarnameye göre; ileri sürülen eksiklikler nedeniyle bağımsız bölümü teslim almamakta haklıdır. Bu eksikliklerin yüklenici tarafından sonradan giderildiği ve teslim konusunda yeni bir ihtarname de
çekilmediğine göre mahkemece gecikme süresi belirlenerek kira bedelinin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, davacılardan peşin alınan harcın istek halinde iadesine, aşağıda yazılı harcın temyiz eden davalıdan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu davacı yönünden açık, davalı yönünden karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2013/23522
KARAR NO : 2013/30431
KARAR TARİHİ : 30.09.2013
K A R A R
Borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda; borçluya yapılan tüm tebligatların usulsüz olarak tebliğ edildiğini de ileri sürürek ihalenin feshini istemiş, mahkemece ihalenin usul ve yasaya uygun şekilde yapıldığı kabul edilerek istemin reddine karar verilmiştir.
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 10.maddesinde tebligatın, muhatabın bilinen en son adresine yapılacağı belirtilmiş, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa ile eklenen aynı maddenin ikinci fıkrasında ise aynen “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır” hükmü getirilmiştir.
Tebligat Kanunu’nun 35. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 11.01.2011 tarih ve 6099 Sayılı Kanun’un 9.maddesi ile değişik Tebligat Kanunu’nun 35.maddesinin 2. fıkrasında “Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır” düzenlemesi yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre, tebligat yapılabilmesi muhatabın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunmaması şartına bağlanmıştır. Adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin tespit edilmesi halinde 6099 Sayılı Kanun ile değişik 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2.maddesi gereğince tebligat yapılacaktır.
Tebligat Kanununda 6099 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrası, gerçek kişiler yönünden 35. maddeye göre tebligat yapılabilmesi için borçlunun adres kayıt sisteminde bir adresinin bulunmaması ve ayrıca daha önce kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olması zorunludur.
Her ne kadar Silivri 2. İcra Müdürlüğü’nün 06.07.2012 tarihli yazısına cevaben İstanbul 24. İcra Müdürlüğü’nün 2010/4406 Esas sayılı dosyasından takip dosyası borçlusu “Beydağ Şarküteri-Mustafa Özdoğan”ın şirket olduğu ve TK’nun 35. maddesine göre tebligat yapılması belirtilmişse de borçlu TTK’nun 124. ve 125. maddeleri anlamında ticaret şirketi değildir ve tüzel kişiliği yoktur. Borçlu ticari işletme işleten gerçek kişidir.
Somut olayda borçluya ödeme emri Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabında belirtilen ev adresi “Nurtepe mah. Doğan Sok. Sadabad Sitesi.K:9 D:37” adresine tebliğe çıkartılmış, tebligatın iade edilmesi üzerine aynı adrese TK’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiş, tebligat parçasının üzerindeki No:35 yazısı elle “37 “olarak düzeltilmiştir.
Borlunun aynı adresine kıymet takdiri raporu tebliğe çıkartılmış, iade edilmesi üzerine borçlunun “Bahçelievler Mah. Palmiye Sok. No:50/A” adresine TK’nun 35. maddesine göre tebligat yapılmıştır.
Satış ilanı da borçlunun daha önce ödeme emrinin TK’nun 35. maddesine göre tebliğ edildiği adresine TK’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiştir.
Borçluya yapılan ödeme emri,kıymet taktir raporu ve satış ilanı tebligatı yukarıda anılan Tebligat Kanunu’ndaki 19.01.2011 tarihli değişiklikten sonra Tebligat Kanunu’nun 35.maddesine göre yapılmıştır.
Takip dosyasında borçlu, gerçek şahıs olup icra takip dosyasında borçlunun adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Borçlunun nüfus kayıt sistemindeki adresi araştırılmadan ve daha evvel usulüne uygun bir tebligat yapılmadan, Ticaret Sicil Müdürlüğü’nce bildirilen adreslere ödeme emri, kıymet taktir raporu ve satış ilanının doğrudan TK.m. 35. maddesine göre yapılması usulsüzdür.
İİK.nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar vermek gerekirken reddi isabetsizdir.
SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Dava dilekçesinde, davacı tarafından davalılar aleyhine ödenmeyen ortak kullanım alanı olan çatı yapım bedelinin tahsili amacıyla icra takibi başlattığını, borçluların ödeme emirlerine itiraz ederek takibi durdurduklarını, apartmanın çatısının yapımı konusunda tarafların anlaştıklarını, ancak daha sonra çatının yapım bedelini davalıların ödemediğini, Kat Mülkiyeti Kanununun 20/1c maddesi gereğince çatı yapım bedelini ödemeleri gerektiği belirtilerek borçluların itirazlarının iptali ile takibin devamı istenilmiştir.
Mahkemece 26/03/2015 tarih ve 2014/699-2015/214 E.K. sayılı davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davalı … vekilinin temyiz etmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 12/02/2018 tarih, 2017/4685 E. – 2018/814 K. sayılı kararı ile “Mahkemece ana taşınmaza ait onaylı mimari proje getirtilip dosyaya konulduktan sonra mimari proje de çatı olup olmadığı tespit edilerek projede çatının olması halinde davacının yaptırmış olduğu çatının mimari projeye uygun olup olmadığı, yaptırılan çatının sadece kendi dairesinin üzerini mi yoksa ana taşınmazın tümünü mü kapsayacak şekilde yaptırıldığı saptanarak, çatı yapım bedeline ilişkin tüm faturalar dosyaya konulduktan sonra kat malikleri kurul kararına dayanılarak yapılmış ise Iğdır İcra Müdürlüğünün 2013/2756 Esas sayılı dosyasındaki ….200,00.-TL miktarın ilgili genel kurul kararına uygun olup olmadığı
araştırılarak hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.” denilmek sureti ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ortak gider alacağına yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın mimari projesine göre ana taşınmazda çatının olmadığı belirlenmiştir. Somut olayda ise davacının kendi dairesini kapatacak şekilde yaptırdığı tespit edilmiştir. Çatı yapımı proje değişikliği gerektirmekte olup kat maliklerinin oy birliği ile alacağı kararla yapılabilir. Bu hususta kat maliklerinin oy birliğiyle almış olduğu bir karar bulunmamaktadır.
Ana taşınmaza ait proje tüm kat maliklerinin muvafakatı ile değiştirilip belediyece onaylanmadıkça, projedeki biçimin korunması ve onarımın projesine ve tekniğine uygun olarak yapılması gerekir. 643 sayılı KMK’nın 19. maddesine aykırı şekilde ve projesinde yer almayan biçimde yapılan çatının yapım giderinden bu duruma onay vermeyen davalı taraf sorumlu tutulamaz.
Tüm bu nedenlerle mahkemece yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlar ile yasal gerektirici nedenlere göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usule ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına 10/06/2019 günü oy birliğiyle karar verildi.
Davacı, davalıya 25.7.2014 ve 19.8.2014 tarihli dekontlar ile borç para verdiğini, davalının borcunu ödememesi üzerine icra takibi başlattığını ileri sürerek, icra takibine vaki itirazın iptaline ve %20 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıya karz ilişkisine dayalı olarak borç para verdiğini, süresinde geri ödenmediğini ileri sürerek, verdiği paranın davalıdan tahsili amacıyla başlattığı takibe vaki itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır.
Davalı ise, davaya cevap vermemiş, icra takibine yönelik itiraz dilekçesinde davacının borcunu ödediğini, davacıdan borç para almadığını savunmuştur.
Mahkemece, davalının icra takibine verdiği itiraz dilekçesinde takip konusu alacağın, davalıya borç olarak gönderilen para olmadığı, tersine kendisinin davacıdan alacaklı olduğu, alacağının dayanağı senet bedeline karşılık olarak 4.000,00 TL’nin davacı tarafından kendisine gönderildiği savunulduğundan, ispat yükünün davalıya geçtiği, isticvap davetiyesine rağmen davalının gelmediği gerekçe gösterilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, havale bir ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Davalı, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının), ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda (vasıflı ikrar) bulunmuştur. Öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere vasıflı ikrar (gerekçeli inkar), bölünemeyen ikrarlardan olduğundan bu durumda ispat yükü davacıdadır. Davacı taraf, davaya konu paranın borç olarak verildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür; buna bağlı olarak, davalı savunmasını ispat ile yükümlü olmayacaktır. O halde, mahkemece, ispat yükünün davacı üzerinde olduğu gözetilerek ve tarafların sundukları deliller değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, mevcut olayda ispat yükü ters çevrilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO :2012/1678
KARAR NO :2012/21498
KARAR TARİHİ :17.9.2012
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı (koca) tarafından her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı (koca)’nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Davacı-karşı davalı (kadın) dava dilekçesiyle “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak” 5.000 TL. maddi ve 10.000 TL. manevi tazminat talep etmiş, sonradan vekili 2.7.2011 tarihli dilekçesiyle 50.000 TL. maddi, 50.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini istemiş, mahkemece; davacı-karşı davalı (kadın) yararına 20.000 TL. maddi, 15.000 TL. manevi tazminata hükmedildiği görülmüştür. Manevi tazminat isteği niteliği itibarıyla tektir ve bölünemez, fazlaya ilişkin talep saklı tutulmak suretiyle bölümler halinde de istenemez. Sonradan gelişen bir olgunun varlığı iddia edilip kanıtlanmadığı sürece başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarı ıslahla da olsa artırılamaz. Maddi tazminatın, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak talep edilmesi usulen mümkün ise de bu yönde usulen yapılmış bir ıslah bulunmadığına göre, başlangıçtaki talep aşılamaz. Bu yönler gözetilmeden maddi ve manevi tazminatla talebin aşılması suretiyle hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.17.09.2012
T.C
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO :2018/7430
KARAR NO :2019/7508
KARAR TARİHİ :02/05/2019
K A R A R
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu belediye tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, haczedilen paranın, … Kaymakamlığı Mal Müdürlüğü nezdinde bulunan yapı denetim hizmet bedeli ruhsatı veren idare payı hesabına yatan ve yatacak olan alacaklara ilişkin olduğu belirtilerek haczin kaldırılmasının istendiği, mahkemece yapı denetim hesabının haczedilemeyceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
13.07.2001 tarihli ve 24461 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 13.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 29.06.2001 tarih ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde; “Bu kanunun amacı; can ve mal güvenliğini teminen, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” hükmü yer almaktadır. Anılan Kanun’un 1., 4., 8. ve 12. maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 05.02.2008 tarih ve 26778 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği’nin 25. maddesinde ise; “Kanun ile öngörülen hizmet bedellerini karşılamak üzere, ilgili idare adına bankada bir yapı denetim hesabı açılır. Yapı denetim kuruluşunun hizmet bedelleri yapı sahibi tarafından bu hesaba yatırılır. Hizmet bedelleri, ilgili idarenin onayı ile yapı denetim kuruluşuna bu hesaptan ödenir. Bu hesap başka maksatlarla kullanılamaz. 21/7/1953 tarihli ve 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da belirtilen borçlar da dahil olmak üzere haczedilemez ve tedbir konulamaz” yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler ışığında, belediyeler adına açılan yapı denetim hesaplarının temel dayanağının 4708 sayılı Yapı
Denetimi Hakkında Kanun olduğu ve bu paraların, yapı denetim hizmeti karşılığı, hizmet bedeli olarak anılan hesaba yatırıldığı ve belediye tarafından ise hizmeti veren yapı denetim kuruluşlarına ödendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yapı denetim hesaplarındaki paraların, belediyelere ait paralar olmayıp, yapı denetim kuruluşlarının hizmet bedelleri olarak yatırılan paralar olduğu ve kamu hizmeti niteliğinde olan yapı denetimi işinde fiilen kullanıldığı sonucuna varılmış olmakla, 5393 sayılı Yasanın 15/son maddesi uyarınca haczi
mümkün değildir.
Somut olayda, haciz konulan hesabın yapı denetim hesabı olduğu ihtilafsız olup, bu durumda mahkemece yukarıda anılan yasal düzenlemeler uyarınca haczedilmezlik şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
1) Kıymet takdirine itiraza ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
26.9.2004 tarih ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanuna paralel olarak, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümlerinde değişiklik yaparak istinaf ve temyiz ile ilgili hükümleri yeniden düzenleyen 18.03.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu’na eklenen geçici 7. maddeye göre, 5311 sayılı Kanun hükümleri Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında uygulanır.
02.03.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 26. maddesi ile değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 365/1. maddesinde; “İstinaf yoluna başvurma, yasal süre geçtikten sonra yapılır veya istinaf yoluna başvurulmasına olanak bulunmayan bir karara veya vazgeçme nedeniyle itiraz veya şikâyetin reddine yahut süresi geçmiş bir şikâyete ilişkin olursa, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri gereğince istem icra mahkemesince reddedilir” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; “Bölge adliye mahkemesi, birinci fıkra kapsamına girdiği hâlde reddine karar verilmemiş başvuruyu geri çevirmeyip doğrudan kesin karara bağlar” düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, temyizen incelenmesi istenen karar, kıymet takdirine itiraza ilişkin olup, anılan kararın temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır.
Buna göre, Dairemizce incelenmesi istenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, İİK’nun 365/1-son maddesinde belirtildiği üzere KESİN nitelikte olduğundan, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK’nun 364. maddesi ve 6100 sayılı HMK’nın 366.maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 352. maddesi uyarınca temyiz başvuru talebinin REDDİNE,
2) İhalenin feshi istemine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Borçlu şirket vekilinin icra mahkemesine başvurusunda, ihaleden 22.09.2017 tarihinde haberdar olduklarını, kıymet takdiri raporu ve satış ilanının aynı takipte borçlu sıfatı bulunan şirket ortağına tebliğ edildiğini, yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshini istediği, ayrıca birleşen dosyada kıymet takdirine itiraz ettiği, ilk derece mahkemesince, borçlu şirket ortağına yapılan tebliğ işleminin hasma tebliğ yasağını oluşturmayacağı gerekçesi ile her iki istemin süre yönünden reddine karar verildiği, aynı nedenlerle borçlu tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, kıymet takdirine itiraza yönelik istinaf başvurusunun HMK’nun 352. maddesi gereğince usulden reddine, ihalenin feshine yönelik istinaf başvurusunun ise HMK’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Tebligat Kanunu’nun 39. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, kıymet takdir raporu ve satış ilanı, şirket yetkilisi …’a tebliğ edilmiş olup, borçlu şirket adına tebligatı alan şirket yetkilisinin aynı icra takibinde borçlu olması nedeniyle kendisine yapılan tebligat, hasma tebliğ yasağına ilişkin Tebligat Kanunu’nun 39. maddesi hükmüne aykırı olduğundan usulsüzdür.
İİK’nun 128/a madddesi uyarınca; kıymet takdirinin tebliğ edildiği ilgililer, raporun tebliğinden itibaren 7 gün içinde, raporu düzenleten icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesinde şikayette bulunabilirler. Kıymet takdir raporunun, borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği ve takip dosyasında da borçlunun kıymet takdirine muttali olduğuna dair herhangi bir işlem bulunmadığı için, kıymet takdirine ilişkin hususların ihalenin feshi davası sırasında mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.
İİK’nun 134/8. maddesinde; “İhalenin feshini şikayet yolu ile talep eden ilgili, vaki yolsuzluk neticesinde kendi menfaatlerinin muhtel olduğunu ispata mecburdur” düzenlemesi yer almaktadır.
Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre; satış bedelinin, muhammen bedelin üzerinde olması halinde ihalede zarar unsurunun gerçekleşmediğinin kabulü gerekir. Her ne kadar somut olayda, feshi istenilen ve ihaleye konu olan taşınmazın, muhammen bedelinin üzerinde satıldığı, dolayısıyla satış bedelinin, taşınmazın muhammen bedelinin üzerinde olduğu anlaşılmış olsa da, satış ilanı ve kıymet takdiri tebliğlerinin usulsüz olduğu ve borçlunun kıymet takdirine itiraz ettiği görülmektedir.
O halde ilk derece mahkemesince, borçlu şirketin, fesih nedeni olarak ileri sürdüğü kıymet takdirine ilişkin itirazı konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu marifeti ile keşif yapılarak taşınmazın tespit edilecek değerinin, ihalede esas alınan muhammen bedelin üzerinde olması halinde ihalenin feshine, muhammen bedelin altında olması halinde ise zarar unsuru oluşmayacağından ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, istinaf talebinin esastan reddine ilişkin … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 19.11.2018 tarih ve 2018/1115 E.-2018/2395 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, … 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 21.12.2017 tarih ve 2017/692 E. – 2017/1229 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi
T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2014/15142
KARAR NO : 2015/18936
KARAR TARİHİ : 22.10.2015
K A R A R
Borçlu vekili İcra Mahkemesi’ne başvurusunda, müvekkili aleyhine başlatılan takipte icra emrinin 02.05.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, 10.06.2011 tarihinde 5.000,00 TL, 01.07.2011 tarihinde 5.000,00 TL ve 21.03.2012 tarihinde ise 7.050,00 TL’nin alacaklının hesabına havale edilmesine rağmen ödemeler dikkate alınmadan icra emrinin tanzim edildiğini belirterek icra emrinin iptali ile yapılan ödemeler hesaplanarak yeni bir icra emri düzenlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; dosyaya sunulan banka dekontlarından sadece 21.03.2012 tarihli “E. K. İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/81” açıklama şerhli 7.050,00 TL ödemenin takibe konu borçla ilgili olduğu, 7.050,00 TL’nin mahsubu ile 8.262,33 TL bakiye tazminat alacağının bulunduğu ve İzmir 11. İcra Müdürlüğü’nün 2012/5055 Esas sayılı dosyasında çıkartılan icra emrinin dayanak İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2009/153 Esas, 2011/81 Karar Sayılı ilamına uygun olarak düzenlenmediği gerekçeleriyle itirazın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İİK’nun 33/1. maddesinde; icra emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde dilekçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zaman aşımına uğradığı veya imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir. İtfa veya imhal iddiası yetkili mercilerce re’sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edildiği takdirde icranın geri bırakılmasına karar verileceği hükmü düzenlenmiştir.
Somut olayda; icra takibinin dayanağı İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24.11.2011 gün ve 2009/153 Esas, 2011/181 Karar sayılı tazminat ilamında 10.000 TL tazminat ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiştir. Borçlu icra emrinin tebliği üzerine icra mahkemesine başvurusunda bu ilama yönelik 10.06.2011 tarihinde 5.000,00 TL, 01.07.2011 tarihinde 5.000,00 TL ve 21.03.2012 tarihinde ise 7.050,00 TL ödeme yaptığını, bu nedenle borcu bulunmadığından icra emrinin iptalini talep etmiştir.
Alacaklı vekili cevap dilekçesinde, yapılan ödemelerin bir kısmında açıkça takip konusu borca ilişkin olduğuna yönelik açıklamanın bulunmadığını, kısım kısım ödemeler şeklinde şirket hesabına aktarıldığına ilişkin bilgilerin taraflarınca bilinmesinin mümkün olmadığını bildirip yapılan ödemelerin şirket hesabından yetkili kişilerce çekilip çekilmediğinin araştırılmasını talep etmiştir.
Bu durumda alacaklı vekilinin beyanında belirttiği üzere şirket hesabı ile ilgili banka hesap hareketlerine ilişkin ekstrelerin istenerek, dekontlara uyan ödemelerin hesaptan çekilip çekilmediği hususu araştırılarak takipten önce hesaptan para çekildiğinin anlaşılması durumunda icra takibi yapılmasının haklı olmadığı, hesaptan para çekilmemiş ise icra takibi yapmakta haklı olduğu ve bu durumda da asıl alacağa faiz, vekalet ücreti ve icra masrafı yürütülebileceği düşünülerek (6098 sayılı T.B.K’nun 100. maddesi de göz önünde bulundurularak) gerektiğinde bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece; icra dosyasına mahsuben şerhi taşımayan belgelerle yapılan ödemelerin inkar edildiği kabul edilerek yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22.10.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.C
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2015/16572
KARAR NO : 2016/648
KARAR TARİHİ : 21.01.2016
K A R A R
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davacı, kayden maliki olduğu 486 ada 1 parsel sayılı taşınmaza davalı firmanın gaz beton koymak, davalı …’un beton blok koymak, davalı ….’ın toprak dökmek, davalı …’ün ise çay ocağı olarak işletmek suretiyle haksız yere müdahale ettiklerini, 3091 Sayılı Yasa kapsamında …. Valiliğine yapmış olduğu başvurusunun kabul edildiğini, buna rağmen davalıların taşınmazı boşaltmadıklarını, yaklaşık 4,5 ay boyunca işgallerinin sürdüğünü ileri sürerek, şimdilik davalı şirketten 20.000.-TL, davalı …’den 20.000.-TL, davalı …’dan 5.000.-TL, davalı …’den 5.000.-TL olmak üzere toplam 50.000.-TL ecrimisilin 14.12.2011 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı firma, istenen ecrimisilin fahiş olup, geçici süre malzeme koyduğu alanın toplamda 1000 m2’yi bulmadığını, davacının taşınmazı koruma ve kollamada görevlendirdiği …. olarak bilinen kişinin bilgisi ve muvafakati ile yeri kullandığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, çekişme konusu taşınmazın dışında çay ocağının bulunduğunu, dava konusu yerin kenarına sandalye koyduğunu, davacı avukatının boşalt talimatı üzerine de çıktığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, açılan davayı kabul etmediğini bildirmiştir.
Davalı …., savunma getirmemiştir.
Mahkemece, davacının maliki olduğu çekişmeye konu taşınmaza davalıların müdahalesinin sabit olduğu gerekçesi ile davalı …. yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili, davalı firma vekili ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; ecrimisile konu 486 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 16.11.2007 tarihinde satışa istinaden davacı firma adına kayıtlı olduğu, davalının anılan taşınmaza davalıların haksız yere müdahale ettikleri iddiası ile 30. 11.2011 tarihinde 3091 Sayılı Yasa kapsamında …. Valiliğine şikayette bulunduğu ve bu kapsamda yapılan tahkikat neticesinde 14.12.2011 tarihinde verilen kararla davalıların tecavüzünün menine karar verildiği ve anılan kararın 23.12.2011 tarihinde infaz edildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde, taraflar yargılamaya katılmasalar bile mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidirler.
Somut olayda; davacının, aralarında ….’ın da bulunduğu davalılar hakkında 3091 Sayılı Yasa kapsamında yapmış olduğu şikayet neticesinde …. İl İdare Kurulunun yürüttüğü soruşturma sırasında düzenlenen 05.12.2011 tarihli Tebliğ Tutanağında; mütecavizler kısmında …. isminin yanında parantez içerisine … yazıldığı ve altının bu kişi tarafından imzalandığı görülmektedir.
O halde, davada taraf olarak gösterilen …. ile hükmü temyiz eden …’ın aynı kişi oldukları tartışmasız olup, anılan davalının sunulan vekaletname içeriğine göre nüfusta kayıtlı isminin ”….” olması sebebi ile nüfusta kayıtlı olduğu kimlik bilgilerine göre dava dilekçesi ile duruşma gününün tebliğ edilerek sonuca gidilmesi gerektiği asıldır.
Hâl böyle olunca, davalı …’a usûlüne uygun olarak dava dilekçesi ile duruşma gününün tebliği ile usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlandıktan sonra anılan davalının göstereceği kanıtların toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun taraf teşkili sağlanmaksızın sonuca gidilmiş olması doğru değildir.
Kabul tarzı itibariyle de;
Bilindiği, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK’nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Öte yandan, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK’nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.
Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.
İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olaya gelince; hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıda belirtilen ilkelere uygun düzenlendiği söylenemez.
Hâl böyle olunca; öncelikle davalı …’a usulüne uygun olarak dava dilekçesi ile duruşma gününün tebliğ edilerek taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra tarafların gösterdikleri (davalı …’ın ise göstereceği) tüm delillerin eksiksiz toplanarak, İl İdare Kurulunun men kararı ile infaz tutanak içeriği ve yargılama sırasında toplanan deliller birlikte değerlendirilerek davalıların çekişme konusu taşınmazı hangi tarihler arasında işgal ettiklerinin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptandıktan sonra teknik bilirkişilerden ecrimisil hususunda yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak düzenlenmiş denetime açık, gerekçeli ve bilimsel verilere uygun rapor alınması, toplanan delillerin toplanacak delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekili, davalı firma vekili ve davalı … (….) …. vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,21.01.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
