Hükümde Unutulan Talepler, Tavzih Yoluyla Hükme Eklenemez.
T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/11278
KARAR NO : 2019/102
KARAR TARİHİ :16.1.2019
K A R A R
DAVA : Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04/06/2007 gününde verilen dilekçeyle rücuen tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın ve birleşen davanın reddine dair verilen 01/03/2016 tarihli kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR
Dava ve birleşen dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili; dava dışı şahsın yaralanması sonucu Devlet Hastanesine gelerek tedavi olduğunu, davalılardan Opr. Dr.’un yaptığı muayenede el kesisi tanısı konularak egzersiz önerildiğini ve diğer davalı olan Pr. Dr.tarafından miyalji tanısı konulduğunu, davalı hekimlerin hatalı tedavisi sonucu sol elinin işlevini yitirmesi nedeniyle sakat kalanın hizmet kusuruna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat davası açtığını, … İdare Mahkemesince 2002/2226 esas sayılı dosyasında … aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini ve … 2. İcra Müdürlüğü’nün 2005/4978 esas sayılı takip dosyasına 13/02/2007 tarihinde müvekkili idarece 14.744,62 TL ödendiğini belirterek davalıların kusuru nedeniyle uğranılan zararın rücuen tazminine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ise, hastaya ilk müdahalenin kendileri tarafından yapılmadığını, dava konusu olayda kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalılara herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, daha sonra davalı vekili tarafından 14/04/2016 tarihli tavzih dilekçesinde, hüküm kısmında birleşen dava yönünden hüküm kurulmadığını ve lehine vekalet ücreti takdir edilmediğini ileri sürülerek HMK’nun 305. maddesi gereğince tavzih talep edilmesi üzerine mahkemece tavzih talebi kabul edilerek, 01/03/2016 tarih ve 2007/256 Esas, 2016/65 Sayılı kararının hüküm kısmının; davanın ve birleşen davanın reddine ve birleşen dava yönünden davalı lehine vekalet ücreti takdirine şeklinde tavzihen düzeltilmesine karar verilmiştir.
6100 Sayılı HMK’nın 305. maddesinde tavzihin hangi şartlarda ve nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Tavzih yolu ile hükmün değiştirilmesi değil yalnızca açıklanması imkanı vardır. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Hakim hükmü verdikten ve davadan elini çektinden sonra temyiz edilerek hüküm bozulmadıkça o davaya yeniden bakamayacak ve verilen hükmü değiştiremeyecektir. Tavzih kural olarak yalnızca hüküm fıkrasında olacak; hükmün gerekçesinin açıklanması için tavzih yoluna başvurulamayacaktır.
Hakim; tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi hüküm verirken unutmuş olduğu vekalet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dahil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez.
Yukarıda açıklandığı üzere 01/03/2016 tarihli kararda yapılan tavzihin usulüne uygun olmadığı açıktır. Şu halde mahkemece, birleşen dava yönünden herhangi bir hüküm tesis edilmediği halde 18/04/2016 tarihli tavzih kararı ile 01/03/2016 tarihli kararın tavzihen düzeltilmesi suretiyle birleşen dava yönünden hüküm kurulması ve davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi, HMK’nun 305/2. maddesine açıkça aykırı olduğundan karar, bu bakımdan yerinde görülmemiş ve bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 16.01.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hükmün Gerekçe İçermemesi Halinde Tefhimle İstinaf-Temyiz Süresi İşlemeye Başlamaz.
T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO :2015/19578
KARAR NO :2018/10623
KARAR TARİHİ :04.04.2018
K A R A R
Davacı 3. kişi vekili, 04.08.2014 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait menkullerin haczedildiğini ileri sürerek davanın kabulü ile haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, 3. kişi tarafından ibraz edilen belgeler ve ticaret sicil kayıtları uyarınca yabancı ortaklı Alman şirketlerinin kurmuş olduğu borçlu şirketin haciz adresindeki faaliyetine son verdikten sonra 3. kişi şirketin aynı iş kolunda yeni bir ticari şirket kurarak faaliyette bulunmuş olmasının, borçlu şirketin borçlarından sorumlu olmasını gerektirmeyeceği, alacaklı ve 3. kişi şirket ortağı …’ın borçlu şirket karşısında işçi alacakları yönünden aynı statüde olmaları karşısında organik bağ bulunduğunu ileri sürmenin yanlış olduğu, varsa aynı organik bağın alacaklı için de söz konusu olacağı, haczedilen mallara ilişkin faturaların 3. kişi şirket adına düzenlendiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 14.09.2015 tarihli ek karar ile, davalı alacaklının temyiz başvurusunun süresinde olmadığından bahisle reddine karar verilmiş, bu kez ek karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkin olup, anılan Kanun’un 97. maddesinin 11. fıkrası uyarınca basit yargılama usulüne tabidir.
Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK.nın “Hüküm başlıklı 321. maddesinde aynen;
(1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
(2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar dan kastedilen HMK.nın 297. maddesindeki unsurlardır.
Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK.nın 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK.nın 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
2004 sayılı İcra İflas Kanun’un 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim kavramının hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulun’un konuyla ilgili içtihatı da bu yöndedir. (21.01.2015 tarih, 2014/9-1438 Esas, 2015/580 K. sayılı karar) Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararın temyiz edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararın tebliğinin temyiz hakkının etkili şekilde kullanılması bakımından gerekli olduğunu, bu yükümlülük getirilmeden kararın kesinleştirilmesini hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru).
Temyize konu olayda, kararın gerekçesini içermeyen 12.05.2015 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Ayrıca gerekçeli karar davalı alacaklı tarafa tebliğ de edilmemiştir. Tüm bu açıklamalar karşısında davalı alacaklı vekilinin temyiz dilekçesinin yasal temyiz süresi içinde verildiğinin kabulü gerekmiştir. Bu sebeple, … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 14.09.2015 tarih ve 2014/1043 Esas, 2015/508 Karar sayılı temyiz isteminin reddine dair verilen ek kararın kaldırılmasına karar verilerek; davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine geçildi.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre; borçlu şirketin 05.12.2003 tarihinde haciz adresinde kurulduğu, kurucu ortaklarının %99 hisse sahibi … ile %1 hisse sahibi İsmet Karaman olduğu,bu iki kurucu ortağın borcun doğum tarihinden önce hisselerini devrederek borçlu şirket ortaklığından ayrıldıkları, 3. kişi şirketin ise borcun doğum tarihinden sonra 31.03.2011 tarihinde haciz adresinde kurulduğu, kurucu ortaklarının %99
hisse sahibi … ile %1 hisse sahibi …. olduğu, her iki şirketin faaliyet alanlarının aynı olduğu, borçlu şirketin borcun doğum tarihinden sonra haciz adresinden taşındığı, buna göre her iki şirketin belli bir süre haciz adresinde birlikte faaliyet gösterdikleri, dava konusu haciz esnasında yapılan evrak araştırmasında borçlu şirket adına başka bir takip dosyasına ilişkin haciz tutanağı ve Halleleven … yazılı kartvizitler bulunduğu, vergi yoklama fişlerine göre her iki şirketin aynı telefon numaralarını kullandıkları, 31.03.2011 tarihli … imzasını taşıyan yoklama fişinde haciz adresi iş yerinin asıl kiracısının borçlu şirket olduğunun, 3. kişi şirketin faaliyet göstereceği alanın ise borçlu şirketten kiralandığının, 2011 yılı 2. ayından itibaren ise tamamen 3. kişi şirketin faaliyet göstereceğinin, 19.04.2011 tarihli 3. kişi şirketin muhasebe sorumlusunun imzasını taşıyan yoklama fişinde ise, iş yerinin borçlu şirketten kiralandığının, 3. kişi şirketin borçlu şirketin bir alt kolu olarak faaliyet gösterdiğinin, çalışan işçilerin borçlu şirket tarafından sigortalı olduğunun, 3. kişi şirketin beyanda bulunan muhasebe sorumlusu dışında sigortalı işçisinin olmadığının, borçlu şirketin haciz adresinin 30 m2′ lik kısmında faaliyetine devam ettiğinin beyan edildiği, 19.04.2011 tarihli yoklama fişinde beyanı bulunan muhasebe sorumlusunun Mahkemece tanık olarak dinlendiği, tanığın 3. kişi şirketin borçlu şirket ile aynı işçiler, aynı makineler ve aynı işe devam ettiğini beyan ettiği, bu kapsamda İİK 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, ispat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip davacı 3.kişinin, karinenin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla, bu koşullarda, istihkak iddiasının, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla danışıklı olarak ileri sürüldüğünün ve muvazaalı işlemler yapıldığının kabulü gerekir. Bu nedenlerle Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün İİK’nun 366. ve 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 04.04.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kasada Açık Kalması Güvenlik Görevlisinin İş Akdinin Haklı Nedenle Derhal Feshi Nedenidir.
T.C
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2018/11210
KARAR NO : 2019/2604
KARAR TARİHİ : 04.02.2019
K A R A R
Davacı vekili, davacının davalı bünyesinde 08.05.2000-01/09/2015 tarihleri arasında güvenlik görevlisi çalıştığını, davacının iş akdinin ortada hiçbir haklı gerekçe yokken ATM alanını ve ATM anahtarlarının bulunduğu çekmeceyi gören kameraların açılarını değiştirmek suretiyle ATM’de meydana gelen toplam 7.000.- Tl kasa noksanının tespit edilememesine ve bu nedenle Bankanın 7.000.-TL zarara uğramasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle feshedildiğini bu nedenle davacının işe iadesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iş akdinin Davacının 08.05.2000 tarihinden 24.08.2015 tarihine kadar davalı bankada güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, son görev yerinin … Şubesi olduğunu, 24.06.2015 tarihinde 2.000.-TL, 08.07.2015 tarihinde 5.000.-TL olmak üzere ATM de kasa açıklan meydana geldiğini, bunun üzerine banka teftiş birimi tarafından inceleme başlatıldığını, davacının 22.06.2005 ve 07.07.2015 tarihlerinde çalıştığı şubede kamara açıları ile oynadığının belirlendiğini, kamera açısı ile oynamasının ardından bilgisayarlardan kamera açılarını kontrol ettiğini, ATM lerin kameranın tam olarak görüş açısının dışında kalmasını sağlayana kadar kamera açısını bozduğunu, ayrıca ATM anahtarlarının bulunduğu, çekmeceyi gören kamera açılarını da bozduğunu, bu hususların müfettiş raporunda açıkça tespit edildiğini, ve kamera kayıtları ile de sabit olduğunu, Yapılan bu tespit üzerine davacının savunması alınmak üzere şubeye çağırıldığını, ancak davacının yapılan çağrılara cevap vermediğini, Fesih bildiriminin davalı banka sisteminde bulunan ve iş sözleşmesinde belirtilen adrese gönderildiğini, Davacının görev kurallarına aykırı işlem yaparak iş akdinin feshine sebebiyet verdiğini, bir an için davacının tüm bu işlemleri yapmadığı kabul edilse bile yapılan soruşturma sırasındaki hal ve tavırları ve davalı bankanın güvenini zedelediğini, hakkında şüphe oluşmasına neden olduğunu, bu durumun tespitinden sonra davalı bankanın güvenini zedeleyen davacı ile çalışmaya devam etmesinin beklenemeyeceğini, davalı bankanın Personel Yönetmeliği’nin 51.maddesinin 5 fıkrası uyarınca görevden çıkarma cezası verilebilecek haller dolayısı ile davacının iş akdini feshettiğini, Davacının güvenlik görevlisi olarak kasa açığının ortaya çıkmasını engellemek için şubenin kamera açılarını değiştirdiği ve belli şekilde bankayı zarara uğratmış olması nedenleri ile iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; toplanan deliller doğrultusunda iş sözleşmesinin feshine ve davacı işçinin işten çıkarılmasına dair işlemin, İş Hukuku mevzuatına, işten çıkarma usül ve prosedürüne, çalışanlar arasında eşit davranılması ve feshin son çare olması ilkesine uygun olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizce bozulmuştur.
Bozma ilamında özetle; “Mahkemenin kararı tamamen gerekçeden yoksun olup, Mahkemece T.C. Anayasa’sının 138 ve 141 ve HMK. nun 297. maddesine aykırı şekilde gerekçesiz karar verilmesi isabetsizdir. Davacının iş sözleşmesi davalı işveren tarafından, banka zararına neden olma nedeni ile feshedilmiştir. Bu nedenle bu neden üzerinde durulmalı, tarafların delilleri değerlendirilmeli, feshin haklı veya geçerli nedene dayanıp dayanmadığı konusunda yukarıda belirtilen hukuki değerlendirmelere göre gerekçelendirilerek karar verilmelidir.” gerekçeleri belirtilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulmuş ve yapılan yargılama sonunda dosyaya ibraz edilmiş olan kamera kayıtlarının incelendiği, buna göre, davacının iş sözleşmesinin fesih nedeni olarak gösterilen ATM alanını ve ATM anahtarlarının bulunduğu çekmeceyi gören kameraların açılarını değiştirmek eyleminin davacı tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin bir delil bulunmadığı gibi yapılan bu işlemler nedeni ile oluştuğu iddia edilen kasa açıklarının nasıl oluştuğunun, davalı banka tarafından açıklıkla ortaya konulmadığı, bu konuda belgeler sunulmadığı, davalının kamera açıları ile oynadığının dosyada bir tutanak ile tespit edilmediği, davacının eylemi ile kasa açığı arasındaki illiyet bağının açıklıkla ortaya konmadığı anlaşılmakla, iş bu davanın mahiyeti gereği davalının fesih bildirimi ile sınırlı olarak yapılan değerlendirme gereği davalının haklı ya da geçerli fesih sebebini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bozmadan sonra verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
GEREKÇE;
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.
İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.
İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. Eğer işçinin yükümlülüğünü ihlal etmekten kaçınma olanağına sahip olduğu tespit edilirse fesihten önce işçiye ihtar verilip verilmediği, ihtara rağmen davranışını tekrar etmesi halinde İş Kanunu’nun 19.maddesi uyarınca savunması alınarak iş sözleşmesinin feshedilip edilmediğine bakılacaktır. Ancak, ağır yükümlülük ihlalleri nedeni ile işverenin iş sözleşmesine devam etmesinin beklenemeyeceği hallerde işçiye davranışından dolayı ihtar verilmesine gerek olmayacaktır. Başka bir anlatımla, İşçinin sözleşmeyi ihlal eden davranışının türü ve ağırlığı itibariyle, onun gelecekte sözleşmeye uygun davranması şartıyla işverenden iş ilişkisine devam etmesinin haklı olarak beklenebileceği durumlarda ihtar gerekli ve zorunlu olmalı; aksi takdirde işveren ihtar vermeksizin iş sözleşmesini feshedebilmelidir. Buna göre, işverene süresizi fesih hakkı verilen İş Kanunu’nun 25.maddesinde belirtilen hallerden dolayı kural olarak, işçiye önceden ihtar verilmesine gerek olmadığı kabul edilmelidir.
İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları, kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme hakkı vermez. Kusurun derecesi, iş sözleşmesinin feshinden sonra iş ilişkisinin arzedebileceği olumsuzluklara ilişkin yapılan tahminî teşhislerde ve menfaatlerin tartılıp dengelenmesinde rol oynayacaktır.
İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir.
İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür.
İşçinin iş görme borcu, işverenin yönetim hakkı kapsamında vereceği talimatlarla somutlaştırılır. İşverenin yönetim hakkının karşıtını, işçinin işverenin talimatlarına uyma borcu teşkil eder. İşveren, talimat hakkına istinaden, iş sözleşmesinde ana hatlarıyla belirlenen iş görme ediminin, nerde, nasıl ve ne zaman yapılacağını düzenler. Günlük çalışma süresinin başlangıç ve bitiş saatlerini, ara dinlenmesinin nasıl uygulanacağını, işyerinde işin dağıtımına ilişkin ya da kullanılacak araç, gereç ve teknikler konusunda verilecek talimatlar bu türden talimatlar arasında kabul edilirler. İşverenin yönetim hakkı işyerinde düzenin sağlanmasına ve işçinin davranışlarına yönelik talimat vermeyi de kapsar. Buna karşılık, işverenin talimat hakkı, iş sözleşmesinin asli unsurlarını oluşturan, ücretin miktarı ve borçlanılan çalışma süresinin kapsamına ilişkin söz konusu olamaz. İşveren, tek taraflı olarak toplam çalışma süresini arttırmak veya ücrete etki edecek şekilde azaltmak yetkisine sahip değildir. İşverenin iş sözleşmesinin asli unsurlarını kapsayacak şekilde talimat vermesi, iş sözleşmesindeki edim ile karşı edim arasındaki dengenin bozulması hâlinde, iş güvencesine ilişkin hükümlerin dolanılması söz konusu olabilir. İşverenin talimat verme hakkının, yasa, toplu iş sözleşmesi ve bireysel iş sözleşmesi ile daraltılıp genişletilmesi mümkündür. Bir başka açıdan ifade edilecek olursa, işverenin talimat verme hakkı, kanun, toplu iş sözleşmesi ile bireysel iş sözleşmesi hükümleri ile sınırlıdır. Bu itibarla, işveren, ceza ve kamu hukuku hükümlerine aykırı talimatlar veremeyeceğinden, işçi bu nevi talimatlara uymak zorunda değildir. Bunun dışında işveren, işçinin kişilik haklarını ihlal eden talimatlar veremez. Keza, Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı gereği, işveren dürüstlük kuralına aykırı talimatlar da veremez. Şu halde işveren, diğer işçilerin lehine fakat bir veya birkaç işçinin aleyhine sonuç doğuracak eşitsizlik yaratacak talimatlar veremeyeceği gibi işçiye eza ve cefa vermek amacıyla da talimatlar veremez. Buna göre, işveren talimat verirken eşit işlem borcuna riayet etmekle de yükümlüdür.
İş sözleşmesinin işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshedilebilmesi için, işçinin kendisine verilen ihtardan sonra bir defa daha yükümlülüğünü ihlal teşkil eden davranışta bulunması gerekir. İşçiye verilen ihtardan sonra yeni bir yükümlülük ihlali meydana gelmemişse, sırf ihtara konu olan davranışa dayanılarak iş sözleşmesi geçerli bir şekilde feshedilemez. Çünkü ihtarın verilmesiyle işveren, ihtara konu olan davranış nedeniyle iş sözleşmesini feshetme hakkından örtülü olarak feragat etmiş bulunmaktadır.
Davranış nedeniyle fesih, ancak, sözleşmeyi sona erdirmeye oranla daha hafif bir çare söz konusu olmadığında gerekli olur. Ölçülülük ilkesinin ihtardan başka diğer bir aracı da çalışma yerinin değiştirilmesidir. Çalışma yerinin değiştirilmesi feshe oranla daha hafif çare olarak gündeme gelen bir araçtır. Ancak bu tedbirin uygulanabilmesi, işveren açısından mümkün olması ve kendisinden haklı olarak beklenebilmesi koşuluna bağlıdır. İşçinin başka bir çalışma yerinde çalıştırılması imkânı söz konusu değilse ölçülülük ilkesi ve ultima ratio prensibi uyarınca İş Kanunu’nun 22.maddesi uyarınca değişiklik feshi düşünülmelidir.
İşverenin yönetim hakkı kapsamında verdiği talimatlara işçi uymak zorundadır. İşçinin talimatlara uymaması, işverene duruma göre iş sözleşmesinin haklı ya da geçerli fesih hakkı verir. İş Kanunu’nun 25’nci maddesinin II’nci bendinin (h) fıkrası, işçinin yapmakla görevli bulunduğu görevleri, kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesini, bir haklı fesih nedeni olarak kabul etmektedir. Buna karşılık, yukarıda da ifade edildiği üzere, İş Kanunu’nun gerekçesine göre, işçinin “işini uyarılara rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmesi” geçerli fesih nedenidir(Dairemizin 17.03.2008 gün ve … Esas, 2008/5302 Karar sayılı ilamı).
Somut uyuşmazlıkta, davacının iş akdi 01.09.2015 tarihli yazıyla “Bankamız … Şubesi’ nde Güvenlik Görevlisi olarak görev yapmakta iken bankamız güvenlik prosedürlerine ve görev ve sorumluluklarınıza açıkça aykırı bir biçimde herhangi bir neden yokken ATM alanını ve ATM anahtarlarının bulunduğu çekmeceyi gören kameraların açılarını değiştirmek suretiyle ATM’de meydana gelen toplam 7.000.- TL kasa noksanının tespit edilememesine ve bu nedenle Bankamızın 7.000.-TL zarara uğramasına sebebiyet verdiğiniz ayrıca tarafınıza çağrı yapıldığı halde görüşmekten kaçınarak soruşturma çalışmalarını güçleştirdiğiniz, Bankamız Teftiş Kurulu idari soruşturma raporu ile tespit edilmiş ve hakkınızda Bankamız Disiplin Kurulu tarafından 20.08.2015 tarihinde görevden çıkarma cezası (iş sözleşmesinin tazminatsız olarak feshi) verilmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle iş sözleşmenizin gerçekleştirdiğiniz usulsüz işlemler nedeniyle İş Kanunu’nun 25/2 maddesi uyarınca 24.08.2015 tarihinden geçerli olmak üzere tazminatsız olarak feshedildiğini bildiririz.” maddeleri uyarınca 01.07.2016 tarihinde iş Akdi Fesih edilmiştir.”denilerek feshedilmiştir.
Dosyada bulunan davalı banka şubesinde 31.7.2015-7.8.2015 tarihleri arasında yapılan inceleme sonrasında sunulan raporda 24.06.2015 tarihinde 2.000.-TL ve 08.07.2015 tarihinde 5.000.-TL tutarlarında gerçekleşen kasa açıklarının meydana geldiği 24.06.2015 ve 08.07.2015 tarihli kamera kayıtlarına yönelik yapılan incelemeler neticesinde … Şubesi Güvenlik Görevlisi …’nın 22.06.2015 tarihinde saat 19:32’de Şubedeki ATM’leri içeriden gören 5 no.lu kameraya fiziken müdahale etmek suretiyle kamera açısı ile oynadığı, daha sonra birkaç kez Nakit İşlem Servisi’nde bulunan bilgisayardan kamera açısını kontrol ettiği, bu kontrolün akabinde tekrardan kameranın açısı ile oynadığı, bu işlemler neticesinde Şube ATM’lerinin 19:32-19:47 saatleri arasında 5 no.lu kameranın görüş açısı dışında kaldığı1 görülmüştür. ATM Sorumlusu olan Gişe Asistanı … ‘in çekmecesini gören 3 no.lu kamera görüntülerinin izlenmesi neticesinde 22.06.2015 saat 19:16’da …’nın…’in masasını gören 3 numaralı kamera açısı ile oynadığı ve sonrasında Nakit İşlem Sorumlusunun masasında bulunan monitörü kontrol ettiği ,eylemin … tarafından gerçekleştirildiğinin karşıdaki camda meydana gelen yansımadan görüldüğü, Güvenlik Görevlisi …’nın yukarıdaki eylemleri akabinde … no.lu ATM’nin ATM sorumlusu Gişe Asistanı… tarafından 24.06.2015 tarihinde kaset değişikliği yapmak maksadıyla gün başında açılması akabinde para yatırma kutularında 2.000.-TL tutarlı kasa açığının tespit edildiği ,07.07.2015 tarihinde …’nın saat 19:25’de 5 no.lu kameraya fiziken müdahale etmek suretiyle kamera açısı ile oynadığı ve yine birkaç kez Nakit İşlem Servisi’nde bulunan bilgisayardan kamera açısını kontrol ettiği ve bu kontrolün akabinde tekrardan kamera açısı ile oynadığı, bu işlemler neticesinde Şube ATM’leri 19:25-19:39 saatleri arasında 5 no.lu kameranın görüş açısı dışında kaldığı görülmüştür. ATM Sorumlusu olan Uzman Gişe Asistanı … ‘nın çekmecesini gören 2 no.lu kamera görüntülerinin izlenmesi neticesinde 07.07.2015 saat 19:16’da Z. A.’nın…’in masasını gören 2 numaralı kamera açısı ile oynadığı, kameranın açısının değiştiği, sonrasında Güvenlik Görevlisi …’nın Nakit İşlem Sorumlusunun masasında bulunan monitörü kontrol ettiğinin görüldüğü, eylemin personel tarafından gerçekleştirildiği karşıdaki camda meydana gelen yansımadan görüldüğü, ilgili tarihlerde ATM Sorumlusu olan Gişe Asistanı… ve Uzman Gişe Asistanı … ’nın 05.08.2015 tarihli yazılı anlatımlarında, Banka prosedürüne aykırı olarak ATM anahtarlarını ana kasada saklamak yerine kendi çekmecelerinde tuttuklarını belirttikleri, Güvenlik Görevlisi … 04.08.2015 tarihli yazılı anlatımında ise , ATM’de oluşan kasa açığıyla herhangi bir ilgisi olmadığını, o tarihlerde bozulan kamera açılarını düzeltmeye çalıştığını belirttiği, ilgili günlerin kamera görüntüleri izlendiğinde 22.06.2015 ve 07.07.2015 tarihlerinde şubedeki kameraların hiçbirinde kendiliğinden meydana gelen bir bozulmaya veya kendiliğinden meydana gelen bir açı değişimine rastlanmadığı, personelin gerek yazılı gerekse de sözlü beyanlarında kameralara müdahale etmesinin nedeni ile ilgili makul bir açıklama yapamadığı belirtilmiştir.
Mahkemece 22.06.2015 ve 07.07.2015 tarihli CD kayıtları üzerinde bilirkişi tarafından yapılan incelemede ise, Davacının 22.06.2015 tarihinde saat 18.30 da başka personele ait bilgisayarın başına geçerek bilgisayarla işlem yaptığı, yaptığı bu işlemi birçok kez kontrol etmek amacı ile tekrar geldiği ve en son 19.49 da bilgisayarın başından ayrıldığı, yine davacının 07.07.2015 tarihinde saat 19.06 da başka personele ait bilgisayarın başına geçerek bilgisayarla işlem yaptığı, yaptığı bu işlemi birçok kez kontrol etmek amacı ile tekrar geldiği ve en son 19.40 da bilgisayarın başından ayrıldığı, Her iki gün için de bankamatik kutusunun dışarıdan görüntüsünün mevcut olduğunun tespit edildiği ve ayrıca dosyaya sunulan CD nin incelenmesinde davacının kamera açılarını değiştirdiğine ilişkin bir görüntünün de tespit edilemediğinin belirtildiği görülmüştür.
Mahkemece kamera kayıtlarının incelenmesi sonrasında alınan raporda davacının davalıya ait bankamatiğe müdahale ettiğinin ya da bankamatikten para aldığının görünmediği, bu yönde başka bir delilin de bulunmadığı ve feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşılmaktaysa da iç denetim raporunda ve bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere davacının bankamatiklerin anahtarlarının olduğu çekmeceyi ve bankamatiği gören kamera açılarını birçok kez değiştirdiği ve bilgisayarın başında bu değişiklikleri takip ettiği bu eylemleri nedeniyle davacı işçiden şüphelenmekte haklı olan işverenin davacı ile çalışmaya devam etmesinin kendisinden beklenemeyeceği ve davalının şüphe nedeni ile iş akdini feshedebileceği anlaşılmakla mahkemece davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.
1. İlk Derece Mahkemesi’nin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Davanın REDDİNE,
3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalıların yaptığı 150,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6. Kullanılmayan avansların talep halinde ilgilisine iadesine,
7. Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine,
Kesin olarak 04.02.2019 günü oy birliği ile karar verildi.
Dilekçeler Teatisi Tamamlanmadan Ön İnceleme Duruşması Yapılması Bozma Nedenidir.
T.C
YARGITAY
HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2016/ 4087
Karar No : 2016 / 8524
Karar Tarihi : 09.05.2016
K A R A R
Dava ve Karar: … ile … aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair ….. Aile Mahkemesi`nden verilen 16.12.2015 gün ve 1034/977 sayılı hükmün Yargıtay`ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı …vekili, evlilik birliği içinde edinilen Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`nde kayıtlı taşınmaz ve araç nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmemiştir.
Mahkemece, dilekçeler aşaması tamamlanmadan ve ön inceleme duruşması yapılmadan, dosya üzerinden yapılan inceleme ile, Türkiye`de mutad meskeni bulunmayanlara karşı yabancı ülkede bulunan taşınmaz ve malvarlığı ile ilgili Türk Mahkemeleri`nin yargı yetkisi bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Bir dava dilekçesinin verilmesi üzerine ne gibi işlem yapılacağı HMK`nun 122 ve devamı maddelerinde gösterilmiştir. HMK’nun 137 ve devamı maddelerinde ise, ön incelemenin kapsamı, ön inceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verilebileceği ve yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.
Dava şartı yönünden dosya üzerinden inceleme yapılarak HMK`nun 138/1. maddesi gereğince karar verilebilirse de, dilekçeler değişimi aşamasının (HMK m. 126-136) tamamlanması gerekir (HMK m. 137).
Dava, 6100 sayılı HMK yürürlüğe girdikten sonra 02.12.2015 tarihinde açılmıştır. Dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmediği görülmektedir. Dilekçelerin değişimi aşaması tamamlandıktan sonra (HMK m. 126-136) da, ön inceleme aşamasına geçilmesi, bu aşamada gerekli incelemenin ve gerektiğinde ön inceleme duruşmasının yapılması gerekir (HMK m. 137-142). Ön inceleme aşaması tamamlamadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez (HMK m. 137/1-2). O halde, Mahkemece, dilekçelerin değişimi aşaması tamamlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi davacının hukuki dinlenilme hakkına (HMK. m. 27) aykırı olmuş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK`nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK`nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 29,20 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 09.05.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Dava Dilekçesinde Dava Değeri Yazılmamışsa Davanın Usulden Reddine Karar Verilemez.
T.C
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/18959
KARAR NO : 2018/5323
KARAR TARİHİ : 16.05.2018
K A R A R
Davacı vekili, tarafların davalı adına kayıtlı … İli …İlçesi … Mahallesi 1172 ada 79 parsel sayılı 4 katlı binanın 325.000-TL bedelle satışı konusunda aralarında sözleşme düzenlediklerini, sözleşme uyarınca davacılar tarafından davalıya 10.000-TL kaporanın elden verildiğini, 10.000-TL nin ise davalının talebi üzerine banka havalesi yoluyla davalıya gönderdiklerini, bu şekilde davacılar tarafından davalıya 20.000-TL tutarında ödeme yapıldığını, davacıların sözleşmeyi fesh ettiklerini, davalı tarafından, ödenen bedelin 7.000-TL’sinin iade edildiğini, kalan 13.000-TL sinin iade edilmediğini, bu meblağın tahsili için başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ve takibin durduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak itirazın 3.000-TL tutarındaki alacak yönünden iptaline, bu miktar üzerinden takibin devamına, % 20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşme konusu taşınmazın davalının babasından miras kaldığını ve tapuda fıstıklık bağ olarak göründüğünü, binanının bir kısmının ölen babası ve bir kısmının ise kendisi tarafından yapıldığını, sözleşme tarihinin 27.09.2014 olduğunu ve hafta sonu olması nedeniyle davacıların kaparo bedelini 30.09.2014 tarihinde banka aracılığıyla 10.000-TL gönderdiğini, davacılardan elden para almadığını, bu paranın 7.000-TL sini iade ettiğini, kalan 3.000-TL sinin ise marangoza verildiğini ve davacıların bu marangoza aldıkları başka evde tadilat yaptırılacağını beyan ederek iadesini istemediklerini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, görevli olup olmadığını belirlemek amacıyla, davacıların davaya konu taşınmazı konut ihtiyaçları için mi yoksa tasarruf ve ticari maksatla mı aldıkları, binada kaç dairenin bulunduğu hususlarını hükme dayanak yapmaya elverişli olacak şekilde ayrıntılı ve açık olarak bildirmesi için iki haftalik kesin süre verilmesine, verilen kesin sürede belirtilen işlem yapılmadığında davanın açılmamış sayılacağının ihtarına, karar verilmiş, davacı vekili müvekkili ile görüşemediği gerekçesi ile ara kararı uyarınca işlem yapmadığını beyan etmesi üzerine, 17.02.2016 tarihli celsede aynı yönde yeniden kesin süre verilmiş, ancak ara karar gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 31, 119, 194 ve 448 maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119.maddesinde;
“(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.
(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.” düzenlemesi bulunmaktadır.
Metinde görüldüğü gibi davacı ve davalının ad, soyad veya unvanları, davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa yasal temsilcinin veya vekilin adı, talep sonucu ve davacı veya vekilinin imzası dava dilekçesinde bulunmuyorsa hâkimin davacıya vereceği kesin süre içinde bunları tamamlamasını istemesi ve bunların tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi gerekir.Ancak mahkemenin adı, davanın konusu veya değeri, vakıaların özetleri ve bunların ne şekilde ispatlanacağı hususları ile dayanılan hukuki sebepler dava dilekçesinde belirtilmemiş ise davacıya kesin süre verileceğine ve bunların tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılacağına dair bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Belirtilen unsurların dava dilekçesinde bulunmaması tek başına davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yolunu açmaz. Böyle bir durumda hâkim yargılamaya başlar ve eksik unsurun niteliğine göre farklı çözüm yolları ya da sonuçlar doğar. Mesela vakıalara ilişkin eksiklikler tamamlanamazken, hukuki sebeplerin yazılmamış olması (hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması ilkesi gereği) sonuca etki etmez. Dava değeri yazılmamış bile olsa hâkimin bunu re’sen saptaması, alınacak harç miktarının tesbiti bakımından şarttır. Vurgulamak gerekir ki yasadaki düzenleme, bu unsurlarda eksiklik halinde davacıya süre vermeksizin açılmamış sayılma yönünde karar oluşturulmasını değil, süre verilmeksizin (olağan süreci içinde) esasa girilmesini hedeflemektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2014/23-350 E., 2016/24 K.) 04.06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hakimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir (HUMK.nun madde 76, HMK madde 31). Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hakimine ait olmasına göre uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hukuki nitelendirme yapılmalıdır.Görev kuralları, kamu düzenine ilişkin olup, HMK’nun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartlarındadır.Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re’sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2.maddesinde “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanunun 3. Maddesinde, Mal: Alışverişe konu olan; taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi malları, Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, olarak tanımlanmıştır.Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; taraflar arasında harici taşınmaz alım satım sözleşmesi imzalandığı, alıcının davacılar, satıcının davalı olduğu, davacı ve davalının beyanları ile söz konusu taşınmazın tapu kayıtları incelendiğinde taşınmazın davalıya ait olduğu, davalının 6502 sayılı yasa anlamında satıcı niteliği taşımadığı, dolayısıyla sözleşmenin tarafı olan davalının 6502 sayılı yasa anlamında satıcı niteliğinde olmadığı anlaşılmakla davacıların tüketici sıfatında olması halinde dahi tüketici işlemi mevcut olmadığından davaya genel mahkeme sıfatıyla davaya devam edilmesi gerekmektedir.Hal böyle olunca mahkemece; re’sen gözetilmesi gereken ve kamu düzenine ilişkin olan görev konusunda dosya içeriğine göre karar verilmesi gerekirken, aksi yazılı düşüncelerle hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.05.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
İhale Alıcısından Önce Haciz Talep Eden 3. Kişilerin Durumu
T.C
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2018/14617
KARAR NO : 2018/11174
KARAR TARİHİ : 12/11/2018
K A R A R
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve
dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı icra mahkemesine başvurusunda; … İcra Müdürlüğünün 2008/67 Talimat sayılı dosyasında yapılan 04.01.2013 tarihli ihalede taşınmazın 46.000 TL bedelle alacağa mahsuben alındığını, ihale tutanağında kendilerine sıra cetveli ibrazı için 10 gün süre
verilmesine, sıra cetveli ibraz edilmemesi halinde aynı süre içinde tüm satış tutarının yatırılması gerektiğine dair karar verildiğini, alacak tutarının 104.836,26 TL olduğunu ve diğer hacizler düştüğünden satış bedelini ödemekten kaçınabileceklerini, sıra cetveli
yapılması taleplerinin de esas icra müdürlüğü tarafından, satışın kesinleştiği bildirilmeden ve alınması gereken harçlar alınmadan sıra cetveli yapılamayacağı gerekçesi ile reddedildiğini ileri sürerek icra müdürlüğünün 04.01.2013 tarihli kararı ile bu karardan dönülmesi talebinin reddine ilişkin 11.01.2013 tarihli kararların iptaline karar verilmesini talep etmiş,
mahkemece satış bedelinin 10 günlük sürede yatırılmadığı, bu nedenle satışın düştüğü, icra dosyasındaki tapu kayıtlarından taşınmaz üzerine çeşitli tarihlerde hacizler konulduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Haciz koyduran alacaklının taşınmazı veya taşınırı ihale ile satın alması ve kendisinden önce gelen başka alacaklı bulunmaması halinde, alacağı oranında satış bedelini ödemekten kaçınabileceği, “satış bedelini, alacağına mahsup edebileceği”, satışa çıkarılan
taşınırın (taşınmazın) alacaklı tarafından alacağına mahsuben alınmak istenmesi ve taşınır (taşınmaz) üzerinde alıcının yaptığı takip nedeniyle koydurduğu hacizden önce konulmuş başka haciz bulunması halinde ise ileride sıra cetveli yapılması gerekeceğinden
ve henüz sıra cetveli yapılmamış olduğundan, alacaklının alacağının ihale bedelini karşılayıp karşılamadığı saptanıp ve dolayısıyla alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilmeden ve alıcıdan önce haciz koyduran 3. kişilerin alacaklarının miktarlarının ne olduğu dahi belirlenmeden alıcı alacaklıdan ihale bedelini yatırması istenemez.
O halde, mahkemece, birden fazla alacaklı bulunması nedeniyle, İİK’nin 140. maddesi gereğince, icra müdürlüğünce sıra cetveli yapılarak alacaklının ihale bedelini yatırması gerekip gerekmediği belirlendikten sonra, alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilir ise
alacaklıya ihale bedelini yatırmak üzere süre verilmesi yönünde işlem yapılması gerektiğine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
UYAP Ortamındaki Karar ile Gerekçeli Kararın Farklı Olması Re’sen Bozma Sebebidir.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2018/5815 E.
KARAR NO : 2019/971 K.
KARAR TARİHİ : 07.02.2019
K A R A R
Taraflar arasında görülen davada … … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen …/…/2017 tarih ve 2017/215 E. – 2018/66 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi’nce verilen 27/09/2018 tarih ve 2018/897-2018/942 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin ortağı olduğunu, davalının …/03/2017 tarihinde yapılan olağan genel kurulunun …’nın 620. maddesi yollamasıyla aynı Yasa’nın 445. maddedeki kanuna, esas sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak yapıldığını, toplantının gündeminin 5. maddeden oluştuğunu, bu gündemde …’nın 409. maddesinde belirlenen zorunlu konuların yer almadığını, burada yazılı olan hususlardan sadece organların seçimine ilişkin konuyla ilgili karar alındığını, davalı şirketin olağan genel kurul gündeminde …’nın 409. madde gereklerinin yer almamasının sebebi olarak devam eden davaların gösterildiğini, bu davaların müvekkilinin görev yaptığı döneme ilişkin olduğunu, toplantı gündeminde zorunlu olarak görüşülmesi gerekli olan konuların gündeme alınmamasının sebebi bu konularla ilgili davacı …’e karşı, davalı şirketin kötü niyetli olarak yapmış olduğu işlemlerin ortaya çıkmaması ve müvekkili ile şirket arasında devam eden davalarda yaptıkları hukuka aykırı işlemlerin belgelendirilerek delil olarak sunulması kaygısını taşımalarından dolayı olduğunu belirterek davalı şirketin …/03/2017 tarihinde yaptığı olağan genel kurulda aldığı tüm kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesinde, ….03.2017 tarihli genel kurulda alınan kararların iptali koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda gündemde müdür seçimi bulunduğu, anonim şirketlerde gündeme ilişkin …’nın 413. maddesi hükmü gereği limited şirkette görevden alınan müdür hakkında sorumluluk davası olması nedeniyle ilgili hukuk davaları sonuçlanıncaya kadar geçmiş yıllar finansal tablolarının görüşülmesine ilişkin ve müdürün görevden alınmasına, yenisinin seçilmesine ilişkin genel kurul kararlarında iptal koşulları oluşmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararındaki gerekçeler gözetildiğinde ilk derece mahkemesinin davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) “Elektronik İşlemler” başlıklı 445. maddesinin 1. fıkrasında “Adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemidir” şeklinde tanımlandıktan sonra “Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hallerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir ve saklanır” denilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde, UYAP kapsamındaki tüm birimlerde her türlü yargısal, idari ve denetim faaliyetlerinin bu sistemle elektronik ortamda yürütüleceği belirtilmiştir. Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 5/1. maddesine göre “İş süreçlerindeki her türlü veri, bilgi ve belge akışı ile dokümantasyon işlemleri, bu işlemlere ilişkin her türlü kayıt, dosyalama, saklama ve arşivleme işlemleri ile uyum ve işbirliği sağlanmış dış birimlerle yapılacak her türlü işlemler UYAP ortamında gerçekleştirilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Dosya kapsamından UYAP üzerinde kayıtlı İstinaf Mahkemesi kararı ile dosyada fiziken mevcut İstinaf Mahkemesi kararının birbirinden farklı olduğu anlaşılmaktadır. UYAP sisteminde kayıtlı istinaf kararında “… Limited şirketlerde gündeme bağlılık esası bulunmadığı, limited şirketlerde genel kurulun, her zaman şirket müdürünü görevden alma ve onun yerine başkasını atama yetkesine sahip olduğu, ilan edilen gündemde müdür seçiminin de bulunduğu, anonim şirketlerde “yıl sonu finansal tablolar müzakere edilip genel kurulca kabul edilmediği müddetçe yönetim kurul üyelerinin görevden alınması ve yeniden seçime gidilmesinin mümkün olmadığına” ilişkin kural mevcut olup limited şirketteki görevden alınan davacı müdür hakkında sorumluluk davası olması nedeniyle ilgili hukuk davaları sonuçlanıncaya kadar geçmiş yılların finansal tabloların görüşülmemesine ilişkin kararda ve buna ilişkin ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine…” karar verildiği halde dosyada mevcut fiziki istinaf kararın da ise “….Limited şirketlerde genel kurulun her zaman şirket müdürünü görevden alma ve onun yerine başkasını atama yetkisine sahip olduğu (…’nın 630/1), …’nın 617/…. maddesi atfı ile toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem ve öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ait hükümler-bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç- kıyasen uygulanacağı ( Yargıtay 11. HD.16…..2017 gün, 2016/3379 E. 2017/5392 sayılı ilamı), bu anlamda müdürün görevden alınmasında …’nın 364. maddesinin kıyasen uygulanacağı, somut olayda gündemde müdür seçimi bulunduğu, anonim şirketlerde gündeme ilişkin …’nın 413. maddesi hükmü gereği limited şirkette görevden alınan müdür hakkında sorumluluk davası olması nedeniyle ilgili hukuk davaları sonuçlanıncaya kadar geçmiş yıllar finansal tablolarının görüşülmesine ilişkin ve müdürün görevden alınmasına, yenisinin seçilmesine ilişkin genel kurul kararlarında iptal koşulları oluşmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararındaki gerekçeler gözetildiğinde ilk derece mahkemesinin davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine…” karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda UYAP üzerinde kayıtlı İstinaf Mahkemesi kararı ile dosyada fiziken mevcut İstinaf Mahkemesi kararının birbirinden farklı olduğu anlaşılmakla usul ve yasaya aykırı olan kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
…-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ :
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, (…) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2019 tarihinde oybirliğiyle kabul edildi.
Bankamatik Kartının Çalınması Halinde Bankanın Sorumluluğu
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/15753
KARAR NO : 2018/813
KARAR TARİHİ : 21.2.2018
K A R A R
Davacı vekili, davacının davalı bankadan olan kredi kartının dava dışı şahıslar tarafından zorla alındığını, kartın şifresinin silahla tehdit edilerek davacıdan öğrenildiğini, aynı gün davalı banka bankamatiğinden nakit çekim yapıldığını, davalı bankaya bildirimde bulunulmasına rağmen nakit çekilen bedelin davacıdan tahsil edildiğini, davacının kendisinden tahsil edilen bedelden sorumlu olmadığını ileri sürerek, ödenen bedelin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kredi kartının ve şifrenin korunmasından davacının sorumlu olduğunu, davalı bankaya haber verilmediğini, davalıya kusur yüklenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının gaspa uğradığı, haksız eylemden sonra 24 saat içinde bankaya bildirimde bulunduğu, 5464 Sayılı Kanun’un 12. maddesine göre kartın hukuka aykırı kullanımı sebebiyle davaya konu nakit çekilen bedelin 150 TL’si dışındaki kullanımdan ve nakit çekme işlemi sebebiyle davacıdan tahsil edilen bedelin kanuna aykırı olduğu, davacının yaptığı ödemelerin iadesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, ödemelerin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 21/02/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Mücbir Sebep Nedeniyle Zamanında Teslim Edilememe Durumu
T.C
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2018/5507
Karar No : 2019/1125
Karar Tarihi : 13.03.2019
K A R A R
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak ile ilgili yapılan icra takibine itirazın iptâli talebine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Davacı arsa sahibi vekili; müvekkillerinin müşterek maliki oldukları İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, Göztepe Mahallesi, 409 ada, 10 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davalı şirket ile Kadıköy 13. Noterliği’nin 10.06.2014 tarih ve 10066 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığını, sözleşmenin 7. maddesi gereği, arsa sahiplerinin, 10.06.2014 tarihinden itibaen, 1 aylık süre içerisinde binayı boş olarak davalı şirkete teslim ettiklerini, ancak müteahhit firmanın, sözleşmenin 12. maddesi gereği, sözleşme başlama tarihi olan 10.07.2014 tarihinden itibaren 14 aylık süre içerisinde taşınmazları teslim etmeyi vadetmesine rağmen, zamanında teslim etmediğini, ayrıca kira yardımı paralarının da ödenmediğini, gecikme cezai şart bedeli ile birlikte kira paralarının ödenmesi için gönderilen Kadıköy 26. Noterliği’nin 05.11.2015 tarih ve 21720 yevmiye numaralı ihtarnamesine rağmen ödeme yapılmadığından, alacağın tahsili için İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğü’nün 2016/1070 Esas sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, ancak takibin davalı tarafın itirazı ile durduğunu, her ne kadar itiraz gerekçesi olarak sözleşmenin 12. maddesinin sehven imzalandığı beyan edilmiş ise de; avukat aracılığı ile imzalanan ve defalarca toplantılarda gündeme getirilen sözleşmenin sehven imzalanmış olduğu iddiasının hukuki izahattan yoksun olduğunu, icra dosyasına yapılan itiraz açıkça kötüniyetli olduğundan iptâli ile, takibin devamını ve alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı yüklenici vekili savunmasında; sözleşmenin imzalanması ve binanın boş olarak müvekkiline teslim edilmesi tarihinin, sözleşme ile öngörülen sürenin başlangıcına esas teşkil edemeyeceğini, zira sözleşme imzalandıktan sonra taşınmaz ile ilgili belediye tarafından imar plan notlarında değişikliğe gidilmesi nedeniyle, ruhsat için başvuru yapılamadığını, imar durumunun belediyeden 08.09.2014 tarihinde, yapı ruhsatının 23.12.2014 tarihinde alındığını, sözleşme ile kararlaştırılan 14 aylık sürenin 23.12.2014 tarihinden itibaren başlaması gerektiğini, kaldı ki imzalanan sözleşmenin 23. maddesinde bulunan ”Mücbir Sebepler” başlığı altında, ” …yasal mercilerin imar değişikliği veya imar durdurması gibi sebeplerle işin yapımını durdurmaları kanunen mücbir sebep sayılacak diğer hallerdir…” şeklinde hüküm bulunduğunu, imar durumundaki aksaklık giderilerek, ruhsatın alındığı 23.12.2014 tarihinden itibaren 14 aylık süre hesaplandığında, 25.01.2016 tarihinde yapılan teslimin sözleşmeye uygun olduğunu, ayrıca davacı tarafın talebi ile yapılan tadilat ve eklemeler için alınması gereken tadilat projesinin onayı için belediyedeki yoğun iş yükü nedeniyle, müvekkilinden kaynaklanmayan gecikmelerin de ortaya çıktığını, tüm bunlara rağmen müvekkilinin süresinden önce inşaatı tamamlayarak, sözleşmedeki hukuki ve teknik şartnameye uygun şekilde, davacılara dairelerini teslim ettiğini, haksız açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile itirazın iptâline ve asıl alacak üzerinden icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine dair verilen hüküm, davalı vekilince temyiz olunmuştur.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı davasında, davalıdan olan alacağı ile ilgili olarak icra takibine geçtiğini, ancak takibe itiraz edildiğini belirterek, itirazın iptâli ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiş, mahkemece yargılama yapılıp bilirkişiden de rapor alınarak dava kabul edilmiştir. Bu durumda alacak yargılama ile belirlenmiş olup likid sayılamayacağından davacı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle bozulması gerekir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nın 438/VII. maddesi gereği kararın düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının ilk paragrafındaki asıl alacak ile başlayan son cümlesinin karardan çıkarılarak, yerine “davacının koşulları oluşmayan icra inkâr tazminat talebinin reddine” cümlesinin yazılmasına, kararın değiştirilmiş bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödediği temyiz peşin haçlarının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 13.03.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Geçersizliği
T.C
YARGITAY
23. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/3738
KARAR NO : 2019/834
KARAR TARİHİ : 05.03.2019
K A R A R
Davacılar vekili, davaya konu taşınmazda H… mirasçısı sıfatıyla davacıların hisse sahibi olduktan sonra davalı şirketle aralarında 20.06.2008 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını davalı tarafın imar düzenlemesi yapıldığı halde, 1 yıl 7 aylık sürede inşaat ruhsatı için gerekli ve yeterli girişimde bulunmamasından dolayı inşaata başlanamadığını ve bu arsayı kullanma imkanının elden gittiğini, sözleşmenin ifa edilmemesi ve beklenen kazancın azalması mahrum kalınan gelirler olduğunu ileri sürerek sözleşmenin feshi, tapudaki şerhlerin kaldırılması ve davalı tarafından davacılara hisseleri oranında 1.000.000 TL. maddi tazminat ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşme hükümlerine göre nihai uygulamanın İBB ve ilçe belediyesinin kararları ve tasdikli plan esas kabul edilerek ve uygulamanın buna göre yapılacağının belirlendiği, bu şekilde sözleşmenin taliki şarta bağlandığı, taliki şartın gerçekleşmeyeceğinin Ümraniye Belediyesi yazısından anlaşıldığı bu haliyle sözleşmenin feshinde davacının haklı olduğu plan tadillerinin mücbir sebep kabul edilmesi gerektiği ve idarenin işlemlerinin uzaması sebebi ile yükleniciye kusur izafe edilemeyeceği, sözleşmenin ifa edilmesinde objektif imkansızlığın bulunduğu davalı tarafın bu objektif imkansızlığın oluşmasında bir kusurunun olmadığı, sözleşmenin 7. maddesinde mücbir sebep halinde davalıdan tazminat talep edilemeyeceği yazılı olduğu gerekçesiyle sözleşmenin feshi talebinin kabulüne tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ve tazminat istemine ilişkindir.
TMK’nın 692. maddesi gereğince, paylı taşınmaz malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi olağanüstü tasarruflardan sayıldığından, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Öncelikle sözleşme konusu taşınmaz üzerine arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılabilmesi ve yapılan sözleşmenin paydaşları ve yükleniciyi bağlayıcı olması için tüm paydaşlarca ya da yetkili temsilcilerince sözleşmenin imzalanmış olması veya yapılan sözleşmeye “onay” verilmesi zorunludur. Tüm paydaşların katılmadığı veya icazet vermediği sözleşme geçersizdir.
Somut olayda, dava konusu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu taşınmazın davacı ve sözleşmeyi imzalayan arsa malikleri dışında başka paydaşının da bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durumda sözleşme baştan beri geçersizdir ve sözleşmenin geçersizliğinin tespitini arsa sahiplerinden biri talep edebilir. Bu nedenle sözleşmeyi tüm imzalayan tarafların davada bulunması da gerekmemektedir. Ancak mahkemece sözleşmenin geçersizliğinin tespiti yerine, akdin başlangıçta geçerli olduğu zannını uyandıracak biçimde sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verilmesi doğru olmamıştır. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamaya gereksinim göstermediğinden, HUMK m. 438/7 uyarınca hükmün aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalının temyiz itirazlarının reddi ile hüküm kısmındaki “düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshine, sözleşmenin feshine karar verildiğinden bu sözleşme sebebiyle tapuya konulan şerh’in kaldırılmasına,” ifadesinin çıkartılarak, “düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespitine, geçersiz bu sözleşme sebebiyle tapuya konulan şerh’in kaldırılmasına” ifadesinin yazılarak hükmün düzeltilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
