Soybağının Reddi
T.C.
Yargıtay
8. Hukuk Dairesi
Esas No :2017/7404
Karar No :2018/11199
MAHKEMESİ : Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Soybağının Reddi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı … vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile nüfus kayıtlarında oğlu olarak görünen … arasındaki soybağının iptalini istemiş; mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek görevi hakime aittir.
1-Dava, baba tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 286. Maddesi uyarınca açılan soybağının reddine ilişkin olup, davanın küçüğe kayyım tayin ettirilmeden karara bağlandığı anlaşılmıştır. TMK’nın 426/2. maddesi gereğince, bir işte kanuni temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa ilgilinin isteği veya re’sen küçüğe veya kısıtlıya vesayet makamınca kayyım atanır. Somut olayda kanuni temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati dava nedeniyle çatıştığına göre; mahkemece küçüğe kayyım tayin ettirilip davanın kayyıma yöneltilerek, gösterdiği takdirde delillerinin toplanmasından sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi yerine, eksik hasımla yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesi,
2-Dosyada bulunan 22/10/2015 tarihli Turgutlu Devlet Hastanesi … ve Kan Örneği Alma Ve Teslim Tutanağında, davacı babadan örnek alınmadan önce kimlik tespiti yapıldığına ilişkin bilgi bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece anne …’a meşruhatlı davetiye gönderilmek suretiyle annenin de hazır edilerek, kimlik tespitleri yapıldıktan sonra davacı baba ile birlikte … … Kurumuna sevk edilerek … testinin yaptırılması, bunun mümkün olmaması halinde davacı babanın fotoğrafının bulunduğu kimliği ile birlikte aynı kuruma sevk edilerek, açık ve ayrıntılı kimlik tespiti sonrası kan örneğinin aldırılması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nın 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yönetim Kayyımı Atanması
T.C.
Yargıtay
5. Hukuk Dairesi
Esas No :2017/19701
Karar No :2018/20402
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, davacı idare ile davalı kayyım vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
– K A R A R –
HGK’nun 08.06.2011 tarih ve 2011/3-243 esas 392 sayılı kararında belirtildiği üzere; mahkeme kararı ile kayyım olarak atanan ve bu kişiler adına yaptığı iş ve işlemler nedeniyle 3561 sayılı Kanun kapsamında yönetim kayyımı olan mal müdürü burada Hazineyi temsil etmemekte, aksine kayyımlık görevi gereği açık kimliği ve adresi tespit edilemeyen kişilerin hak ve menfaatlerini korumaktadır. Kayyımın … avukatını vekil tayin etmiş olması da … adına hareket edildiğinin kabulü için yeterli değildir.
Bu nedenle, kayyım, açılan bu davada, 492 sayılı Harçlar Kanununa göre harçtan muaf değildir. 3561 sayılı Kanunun 2/son maddesinde kayyımlıkla ilgili işlemler her türlü vergi, resim, harç ve katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır. hükmüne yer verilmişse de burada yargı harçlarından bağışıklığına ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; mahkeme hükmü davacı (karşı davalı) kayyım vekili tarafından süresinde verilen dilekçe ile temyiz edilmişse de, peşin yatırılması gereken 1/4 nispi harç ödenmemiştir. H.U.M.K.’nun 434/son maddesi uygulanmak suretiyle bu eksiklik giderildikten sonra,
Birlikte gönderilmek üzere dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 13/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Duruşma Gününün UYAP’tan veya Kalemden Öğrenilmesi Talep Edilemez.
T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2016/4688
KARAR NO: 2019/683
KARAR TARİHİ:22.01.2019
MAHKEMESİ : İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
>DURUŞMA GÜNÜNÜN YASADA BULUNMAYAN BİR KURULA DAYANARAK KALEMDEN ÖĞRENİLMESİ VEYA UYAP SİSTEMİ ÜZERİNDEN ÖĞRENMESİ TARAFLARDAN İSTENEMEZ.
ÖZET:Gelmeyen tarafın mahkeme gününü kalemden ya da UYAP tan öğrenmesi şeklinde karar verilemez. Zira duruşma gününün gelmeyen tarafa davetiye ile bildirilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Yasada bulunmayan bir kurala dayanılarak duruşma gününün kalemden öğrenilmesi veya UYAP sistemi üzerinden öğrenmesi taraflardan istenemez.
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili, haciz yapılan adresin vekil edeni tarafından kiralandığını, mahcuzların mülkiyetinin 3. kişi şirkete ait olduğunu, haciz esnasında borçlunun hazır olmadığını ve haciz mahallinde borçlu şirkete ait herhangi bir evrakın bulunmadığını
belirterek istihkak iddialarının kabulünü talep etmiştir.
Mahkemece, davanın 8.10.2014 tarihinde işlemden kaldırıldığı, daha sonra dosyanın yenilenerek işleme konulduğu ancak 9.12.2015 tarihli celsede davanın ikinci kez işlemsiz bırakıldığı gerekçesi ile 6100 Sayılı HMK m. 150 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, karar davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
6100 sayılı HMK’nin 150. maddesinde ”Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması” düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK’nin 150/1 maddesinde, ”Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir” düzenlemesi getirilmiş olup, aynı
maddenin ikinci fıkrasında ise, “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez” hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda ifade edilen usul hükümlerinden anlaşılacağı üzere, tarafların duruşmalarda hazır olmaları halinde bir sonraki duruşma günü ve saati taraflara tefhim edilmek suretiyle bildirilir. Taraflardan biri veya vekili mazereti nedeniyle belirtilen gün ve saatte
duruşmaya gelmemiş, mazeret dilekçesi göndermiş, mahkemece de bildirilen mazeret kabul edilmiş ise, mazeret bildiren tarafa tensip edilecek duruşma gününün davetiye ile bildirilmesi gerekir. Gelmeyen tarafın mahkeme gününü kalemden ya da UYAP tan
öğrenmesi şeklinde karar verilemez. Zira duruşma gününün gelmeyen tarafa davetiye ile bildirilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Yasada bulunmayan bir kurala dayanılarak duruşma gününün kalemden öğrenilmesi veya UYAP sistemi üzerinden
öğrenmesi taraflardan istenemez.
Somut olayda, dosya yenilendikten sonra davacı vekilinin 24.10.2015 tarihli duruşmaya katılamayacağı yönünde mazeret bildirdiği, Mahkemece mazaret kabul edilerek duruşma gününün “UYAP’tan öğrenilmiş sayılmalarına” karar verildiği ve duruşmanın 09.12.2015 tarihine ertelendiği, davacı tarafın 09.12.2015 tarihli duruşmaya katılmaması üzerine, davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Anlatılanlar ışığında Mahkemece, mazeretinin kabulüne karar verildiği ilgili celse zaptının, davacı vekiline gerekirse dosyadaki gider avansından karşılanmak suretiyle tebliği gerekirken, usul hukukumuzda düzenlemesi olmayan ve davacının savunma hakkını kısıtlar şekilde ”UYAP’tan öğrenmesine” şeklinde ara karar tesis edilmesi ve neticeten davanın açılmamış
sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366. ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 22.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Çekin Keşide Tarihinde Tahrifat
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2013/12652
K. 2013/18593
T. 14.5.2013
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
KARAR : Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takipte,borçluların, diğer itiraz ve şikayetlerinin yanında takibe konu çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığını, tahrifat öncesi keşide tarihine göre zamanaşımının dolduğunu ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurdukları, mahkemece istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
HMK.nun 207. maddesi hükmü gereğince senetteki düzeltmelerin borçlu (keşideci) tarafından paraf edilmesi gereklidir. Yani, senette mevcut olan çıkıntı veya senet metni altındaki hak ve silinti ayrıca tasdik edilmemiş ise inkâr halinde yok hükmündedir. Bu nedenle senet üzerinde yapılan değişikliklerin geçerli olabilmesi için, düzenleyen tarafından imza veya paraf edilmek suretiyle onaylanması gerekir. İmzaya veya paraf imzasına itiraz halinde ise, mahkemece, yöntemince imza incelemesi yapılmalıdır. Düzeltmenin onaylı olmaması veya imzanın keşideciye ait olmadığının anlaşılması halinde, düzeltme yok hükmünde olup, senedin düzeltme öncesi durumuna göre değerlendirme yapılır. Borçlunun söz konusu itirazları sabit olduğu takdirde; çekin TTK.’nun 796. ve 808. maddelerinde (Eski TTK.nun 708. ve 720.maddeleri) öngörülen yasal süreden sonra ibraz edildiği sonucuna varılacak ve İİK.nun 170/a-2. maddesi uyarınca takibin iptaline karar verilebilecektir.
Çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığı ve paraf imzasının da sahte olduğu yönündeki itirazlar bilirkişi incelemesi ile sonuçlandırılmalıdır. Çek keşideci tarafından düzenlenmiş olduğundan, çek üzerindeki çıkıntı ve değişikliklerin keşideci tarafından paraf edilmesi gerekir.
Somut olayda, borçluların, takibe konu çekin keşide tarihinin 15/05/2011 iken tahrif edilerek 15/05/2012 yapıldığını iddia ettikleri, keşide tarihinde yapılan değişiklik yanında ise herhangibir paraf veya imzanın bulunmadığı görülmektedir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda borçluların keşide tarihinde tahrifat yapıldığına ilişkin iddiaları araştırılarak ve İİK.nun 170/a maddesi de değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu hususta bir inceleme yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), borçluların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/05/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Hizmet Tespitinde Hak Düşürücü Süre
T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/12724
K. 2012/1597
T. 7.2.2012
ÖZET : Dava hizmet akdine dayalı olarak geçen ve kuruma tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerin tespiti istemine ilişkindir. Davacının aynı işyerinde çalışmaya devam ettiği hususu tartışmasız olup; çalışma kesintisiz devam ettiğine göre, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesinde yer alan “hizmet” kavramının, somut olay yönünden hem sigortalı hem de emekli sandığı hizmeti birlikte değerlendirilmek suretiyle belirlenmesi ve hak düşürücü sürenin hesabında da bu belirlemenin esas alınması gerekir. Bu durum “işçi yararına yorum ilkesi”nin doğal sonucudur. Hal böyle olunca; davacının aynı işyerinde sigortalı hizmeti sona ermekle birlikte Emekli Sandığına tabi hizmetinin dava tarihinde halen devam ettiği, çalışmanın kesintisiz olduğu belirgin olmakla hizmet tespiti davası açmak için yasada öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece bu ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılıp davanın esası hakkında karar tesis edilmesi gerekir.
DAVA : Dava, 24.02.1993-14.01.1994 arası dönemde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve kuruma tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın reddine hükmedilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Mustafa Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
KARAR : 5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20’nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibarı hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.” hükmü uyarınca, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, anılan madde hükmüne göre; Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.
Somut olayda, davacının 14.01.1994 tarihinde Emekli Sandığına tabi olarak çalışmaya başladığı, sigortalı çalışmasının sona erdiği 14.01.1994 tarihinden sonra davanın 17.02.2006 tarihinde açıldığı ve beş yıllık hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçmiş olduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmiş ise de uyuşmazlık; sigortalının, 506 sayılı Yasa kapsamında çalışmakta iken, aynı işyerindeki çalışmasının 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Yasasına tabi olarak devam etmesi halinde, hak düşürücü sürenin; bu çalışmalardan hangisinin sona erme tarihi başlangıç alınarak hesaplanacağı; buna bağlı olarak da hak düşürücü sürenin somut olay yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği, noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 27.04.2011 tarih ve 2011/10-52 Esas 2011/221 Karar sayılı kararında; “çalıştırılanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmamak kaydıyla, 2. maddede öngörülen koşulların varlığı halinde kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağına ilişkin norm, sigortalının kayıt altına alınabilmesi ile sonuç doğurur. Bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşulları ise 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerinin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olmasıdır. Sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içerisinde isteyebilir. Davacının aynı işyerinde çalışmaya devam ettiği hususu tartışmasız olup; çalışma kesintisiz devam ettiğine göre, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesinde yer alan “hizmet” kavramının, somut olay yönünden hem sigortalı hem de emekli sandığı hizmeti birlikte değerlendirilmek suretiyle belirlenmesi ve hak düşürücü sürenin hesabında da bu belirlemenin esas alınması gerekir. Bu durum “işçi yararına yorum ilkesi”nin doğal sonucudur. Hal böyle olunca; davacının aynı işyerinde sigortalı hizmeti sona ermekle birlikte Emekli Sandığına tabi hizmetinin dava tarihinde halen devam ettiği, çalışmanın kesintisiz olduğu belirgin olmakla hizmet tespiti davası açmak için yasada öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu kabule olanak bulunmamaktadır.” Hükmünün öngörülmüş olması karşısında, anılan karardaki ilke ve esaslar çerçevesinde değerlendirme yapılıp davanın esası hakkında karar tesis edilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı, görülmüştür.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 07.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İcra Takibinde Hükmolunan Para Cezası ve Kötü Niyet Tazminatının Tahsili
T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2018/13035
KARAR NO:2018/9133
KARAR TARİHİ:3.10.2018
MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
İCRA TAKİBİNDE HÜKMOLUNAN PARA CEZASI VE KÖTÜ NİYET TAZMİNATININ TAHSİLİNİN ERTELENİP ERTELENMEYECEĞİ.
ÖZET:İİK. mad 170/son uyarınca, itirazın kabulüne karar vermesi halinde, hükmolunacak para cezasının, alacaklının genel mahkemede dava açması halinde, dava sonuna kadar tahsil edilemeyeceği, kötüniyet tazminatının tahsilinin ertelenip ertelenmeyeceği hususunda yasal boşluk bulunsa da, bu tazminatın tahsilinin de dava sonuna kadar erteleneceğinin kabulü gerektiği- Kötüniyet tazminatı yönünden icra müdürlüğünce alacak davası sonuçlanana kadar durdurulması kararı doğru ise de, takipte, vekalet ücreti ve yargılama giderinin de talep edildiği dikkate alındığında, icra müdürlüğünce, bu alacak kalemlerini de kapsayacak şekilde takibin durdurulmasına karar verilmesinin hatalı olduğu.
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklının, icra mahkemesine başvurusunda; imzaya itiraz edilmesi sonucu verilen kötü niyet tazminatının tahsiline ilişkin olarak başlatılan ilamlı takipte, borçlunun (kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipteki alacaklının) genel mahkemede alacak davası açtığını beyan ederek, icra müdürlüğünden İİK’nun 170. maddesi uyarınca alacak davasının sonuçlanmasına kadar takibin durdurulmasını talep ettiğini, müdürlükçe takibin durdurulmasına karar verildiğini ileri sürerek, borçlunun açtığı bu alacak davasının imzası inkar edilen takiple ilgili olmaması nedeniyle müdürlüğün takibin durdurulmasına yönelik kararının iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ettiği,
mahkemece; … 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/152 Esas sayılı dosyasında davalı borçlunun alacak davası açmadığı, sadece … 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2013/609 Esas 2015/144 Karar sayılı dosyasında hükmedilen inkar tazminatının kaldırılması için dava açtığı, dolayısıyla İİK’nun 68/a-son ve aynı Kanunun 170/son maddelerinde belirtildiği üzere, alacaklı tarafından alacak davası açılmamış olduğundan 29.06.2015 tarihli takibin durdurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği, hükmün borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
İİK’nun 170/son maddesinde; İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi halinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar düzenlemesi yer almaktadır.
Alacaklı tarafından genel mahkemede alacak davası açılması halinde kötü niyet tazminatının tahsilinin ertelenip ertelenmeyeceği hususunda yasal boşluk söz konusudur. Bu boşluktan hareketle yasa koyucunun Devletin alacağı olan % 10 oranındaki para cezasının tahsilinin alacak davasının açılması üzerine ertelenmesini hüküm altına alıp, aynı şekilde genel mahkemede alacak davası açan alacaklının ödemekle yükümlü olduğu tazminatın tehirini öngörmemiş olması düşünülemez. Çünkü yasanın hükümet gerekçesinde 170. maddenin 4. fıkrasında yapılan değişiklikle 3. fıkrada yapılan değişikliğe paralel olarak ve taraflar arasında eşitliğin sağlanması amacıyla 170. maddede belirtilen hallerde alacaklı
aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmesinin düzenlendiğinin belirtildiği, bu durumda 170/4 c.1 hükmüne alacaklı aleyhine tazminat kelimesi eklendiği halde, değişiklik yapılmayan 170/4 c.2 hükmüne tazminat kelimesinin ilave edilmesinin unutulduğunun kabulü gerekir (Prof. Dr…., İİK El Kitabı 2.Baskı sf:…). Kaldı ki İİK’nun 170/b maddesi göndermesi ile İİK’nun 68/son maddesi gereği de alacaklının alacak davası açması halinde tazminatın tahsilinin dava sonuna kadar erteleneceğinin kabulü gerekir.
Somut olayda; … 6. İcra Müdürlüğü’nün 2013/7804 E. sayılı dosyasında, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, alacaklı … tarafından borçlular hakkında takip yapıldığı, bu takipte borçluların imzaya itiraz etmeleri üzerine verilen … 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2013/609 E. – 2015/144 K. sayılı kararı ile imzanın borçlu …’nın eli ürünü olmaması nedeniyle takibin durdurulmasına, kötüniyet tazminatına, yargılama giderine ve vekalet ücretine hükmedildiği, borçlu … tarafından, anılan bu ilamda hükmedilen kötüniyet tazminatı, yargılama gideri ve vekalet ücretinin tahsili için alacaklı … aleyhine … 5. İcra Müdürlüğü’nün 2015/11609 E. sayılı dosyasında ilamlı takip başlatıldığı görülmektedir.
… 5. İcra Müdürlüğü’nün 2015/11609 Esas sayılı ilamlı takip dosyasında hakkında borçlu sıfatıyla takip yapılan …’in, … 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/152 E. sayılı dosyasında açtığı davaya ait dosya incelendiğinde; … 6. İcra Müdürlüğü’nün 2013/7804 Esas sayılı takip dosyasına konu alacaktan kaynaklı kısmi alacak davası olduğu anlaşılmakla, açılan bu alacak davası nedeniyle takibin, kötüniyet tazminatı yönünden icra müdürlüğünce alacak davası sonuçlanana kadar durdurulması kararı doğru ise de, takipte, vekalet ücreti ve yargılama giderinin de talep edildiği dikkate alındığında, icra müdürlüğünce, bu alacak kalemlerini de kapsayacak şekilde takibin durdurulmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
O halde, mahkemece, şikayetin kısmen kabulü ile vekalet ücreti ile yargılama gideri ve işlemiş faizleri yönünden takibin durdurulması kararının kaldırılmasına karar verilmekle yetinilmesi gerekirken, kötüniyet tazminatı yönünden de icra müdürlüğünün 29.06.2015 tarihli takibin durdurulması kararının iptaline hükmolunması isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/10/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hakimin Reddi
T.C
YARGITAY
20. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/885
KARAR NO:2015/2334
KARAR TARİHİ:31/03/2015
REDDİ HAKİM TALEBİ
DURUŞMADA SÖZLÜ OLARAK REDDİ HAKİM TALEBİNDE BULUNULDUĞUNA GÖRE, RET SEBEPLERİ İLE DELİL VE EMARELERİN AÇIKÇA GÖSTERİLDİĞİ USULÜNE UYGUN OLARAK TANZİM EDİLMİŞ DİLEKÇE İLE REDDİ HAKİM İSTEMİNDE BULUNULMADIĞINDAN, İSTEMİN USULDEN REDDİNE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.
6100/md.38
Taraflar arasında görülen dava sırasında davalı vekili tarafından reddi hâkim yoluna başvurulmuştur.
Ret talebini inceleyen merci tarafından verilen kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiş olmakla, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
Taraflar arasında görülen dava sırasında, davalı vekili tarafından 14.10.2014 tarihli duruşmada imzasız beyanı ile reddi hâkim yoluna başvurulmuştur.
Reddedilen hâkim tarafından, talebin reddinin gerektiği yönünde görüş bildirilmesi üzerine, dosyayı inceleyen merci tarafından reddi hâkim talebinin reddine, ret talebinde bulunan davalının HMK’nın 42/4. maddesi gereğince 500.-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK’nın 38/2. maddesine göre “Hâkimin reddi, dilekçeyle talep edilir. Bu dilekçede, ret talebinin dayandığı sebepler ile delil veya emarelerin açıkça gösterilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi gerekir.”
Yine, aynı Kanunun 38/3 maddesine göre “Hâkimin reddi dilekçesi, reddi istenen hâkimin mensup olduğu mahkemeye verilir.”
Somut olaya göre, reddi hâkim talebinde bulunan davalı vekili tarafından, 14.10.2014 tarihli duruşmada sözlü olarak reddi hâkim talebinde bulunulduğuna göre, HMK’nın 38/2. maddesi uyarınca ret sebepleri ile delil ve emarelerin açıkça gösterildiği usûlüne uygun olarak tanzim edilmiş dilekçe ile reddi hâkim isteminde bulunulmadığından, istemin usûlden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin esasına ilişkin olarak karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz talebinin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 31/03/2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Bozuk Telefon İadesi
T.C
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2016/16062
KARAR NO:2018/12602
KARAR TARİHİ:26/12/2018
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı ve ihbar olunan avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıdan satın aldığı telefonun bir süre sonra arızalandığını, sözleşmeden dönme talebiyle telefonu davalıya iade etmesine rağmen, 08.10.2012 tarihinde telefonun tekrar gönderilmiş olduğunu, ancak aslında gönderilen telefonun … numarasının farklı olduğunu, bu telefonun dahi bozuk olduğunu ileri sürerek, davalı tarafından gönderilen kendisine ait olmayan telefonun davalıya iadesine, satım sözleşmesinden dönülmesine, 450,00 TL maddi, 2.500,00TL manevi zararın 08.10.2012 tarihinden işleyecek yasal faizleri ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine dair kararın davacı tarafından temyizi üzerine dairemizin 14.4.2014 tarih, 2014/7390 e.- 2014/11363 k. s.lı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne, dava konusu cep telefonunun davalıya iadesine, telefon bedeli olan 1.999,00 TL’nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafından cep telefonu için yapılan 450,00 TL masrafın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı şirket ve ihbar olunan … … … Paz. ve Tic.Ltd.Şti. tarafından temyiz edilmiştir.
1-Temyiz eden … … … Paz. ve Tic. Ltd. Şti. ihbar olunan sıfatıyla davada yer almış olup, kararın hüküm fıkrasında ihbar olunan aleyhine hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, temyiz hakkının bulunmaması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle ihbar olunan … … … Paz. ve Tic. Ltd. Şti.’nin temyiz dilekçesinin REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 107,35 TL. kalan harcın temyiz eden ….’den alınmasına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 26/12/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
